AB’ye “uydurulan” ülkelerde sağlık nereye gitti?
AB’ye “uydurulan” ülkelerde sağlık nereye gitti?
Prof. Dr. Erhan Nalçacı Ankara Üniv. Tıp Fak. Fizyoloji AD.
AB üyeliği her şeyi daha iyi mi yapacak?
İfadeler oldukça net, sağlık alanın açısından bu cümlelerin şu anlama geliyor: SSK hastaneleri de dahil olmak üzere tüm devlet hastaneleri yerel yönetimler üzerinden özelleştirilecekler. Artık bütçeden bu hastaneler için bir kaynak aktarılmayacak. Hastanelerin yönetimleri, hastaları müşteri olarak görerek kar etmek üzere bir birleriyle rekabet edecekler. Oysa bu şekilde sermayeleştirilmiş sağlık hizmetlerinin çok daha pahalılaştığı, hizmetin kar amaçlı olması nedeniyle bu alanda çürümeye yol açtığı çok iyi biliniyor. Uluslararası ilaç ve tıbbi malzeme tekelleri için tedavi edici hizmetlerin bir çığ gibi büyümesinin getirdiği kazancın yanısıra, hastane hizmetlerinin doğrudan uluslararası sermayeye açılması söz konusu olacaktır.
AB’ye “uydurulan” ülkelerde sağlık nereye gitti?
Emekçi sağlığına düşmanlıktan başka bir içermeyen ve bir sermaye saldırısı olan sağlıkta yapısal uyuma bilindiği gibi “Reform” adı verilmektedir. Sağlıkta reform tüm AB üyelerine, eski sosyalist cumhuriyetlere ve Türkiye gibi aday ülkelere uygulanmaya çalışılmaktadır. Temel öğeleri sağlık idaresinin ve finansmanının desantralizasyonu, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, kamuya ait sağlık birimlerinin özerkleştirilmesi/şirketleştirilmesi, sağlığa ve sosyal güvenliğe ayrılan kamu kaynaklarının mümkün olduğu kadar kısılması, sigorta şirketleri aracılığıyla mümkün olduğu kadar cepten ödemelerin artırılmasıdır. Bu politikaların eşitsizliği artıracağını ve sağlıkta özelleşmenin sonuçlarının toplum sağlığına büyük bir zarar vereceğini herkes baştan görebilir. Sonuç gerçekten de böyle olmuştur.
Türkiye’de sağlığın AB emperyalizmi tarından neye benzeteceğini anlamak için en iyi AB laboratuvarı Bulgaristan’dır. 2007’de AB üyesi olacak olan Bulgaristan’da “reform”lar bütün hızı ile uygulanmıştır. Artık insanların parası olmadığı için kendisine verilen ilacı kestirerek yarısını aldığı veya kocakarı ilaçlarının rağbet gördüğü Bulgaristan’da GSS, aile hekimliği, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi ve sağlık emekçilerinin hak kayıpları reformun temel bileşenleri olarak Türkiye’den birkaç yıl önce hızla uygulanmaya başlanmıştır. Nüfusu 7.5 milyon olan ülkenin 2.5 milyonunun sosyal güvencesiz kaldığı Bulgaristan’da sistem sağlıkta büyük bir eşitsizliğe yol açmıştır. ( SoL, 2003) Aile hekimliği ve GSS uygulamasının her aşamada para ödemek anlamına geldiği, buna rağmen teminat paketinin bir çok tedaviyi içermediği anlaşılmıştır. Sistem kabul edilemez eşitsizliklere yol açmasının yanı sıra, uygulamaya geçilmesinden sonra 5 yıl içinde iflas noktasına da gelmiştir. Kanser hastaları ilaç bulmadıkları için meydanlarda gösteri yapmakta, hastaneler boş yatakları nedeniyle borçlarını ödeyememektedirler. Bulgaristan Sağlık Bakanlığının bulduğu çözüm ise; üniversite hastaneleri de dahil olmak üzere hastanelerin satışa çıkarılmasıdır. Sağlık emekçilerinin ise %40’ının taksi şoförlüğü gibi ek işlerde çalışmak zorunda kaldıkları bildirilmektedir. (Komünist, 2005)
Benzer bir şekilde, ücretlerinin azlığı nedeniyle Polonya’da greve giden doktor ve hemşirelere, Sağlık Bakanı “Doktorlar serbest pazar kurallarına göre çalışan profesyoneller olduklarını artık fark etmelidirler” demiştir. Polonyalı bir doktor, yeni sistemin sürekli olarak kendilerini hastaların zararına olacak şekilde kesintiye gitmeleri için zorlamasından yakınmaktadır. (Tyler R, 1999)
Sosyalizmin prestijinin en yüksek olduğu ve Avrupa’da bir sosyalist sisteme dönüştüğü yıllarda, İngiltere’de 1946’da kurulan NHS (Ulusal Sağlık Sistemi) kapitalist Avrupa’nın en toplumcu sağlık sistemlerinden biriydi. Ancak 1980’lerden itibaren başlayan neoliberal saldırılardan en fazla etkilenen ulusal sistemlerden biri oldu. Vergilere dayanan ve tüm halk için ücretsiz sağlık hizmeti sunan NHS, iç piyasa düzenlenmesiyle parçalanmış, hizmet üretenler ile satın alanlar birbirinden ayrılmış ve NHS içine piyasa ilişkileri sokularak taraflar arası rekabet yaratılmıştır. ( Belek , 2001) Sonuç sağlık hizmetine ulaşımda eşitsizliklerin artması olmuştur. Bugün ameliyatlar Türkiye’de daha ucuz diye tatil yörelerinde ameliyat olmaya gelen İngiliz emekçilerinin durumu yaşanan dönüşümü çok iyi özetlemektedir.
Ya AB emperyalizminin mimarı Almanya? Avrupa’da sosyalizme karşı kurulan sosyal refah devletlerinin en güçlüsünün durumu acaba farklı mı? 1992’de Batı Almanya’da çalışan nüfusun ancak % 0.1’i uzun süreli işsizken, bu oran 1998’de %4 civarına yükselmiştir. Almanya’nın doğusunda ise %6.7 ile çok daha yüksektir. (Henning, 2001) 2004’de genel işsizlik oranı %10.5 civarına ulaşmıştır. (Cumhuriyet, 2004) Almanya’da Ruhr bölgesinde her dört çocuktan biri sosyal yardıma bağımlı, yoksul proleter ailelerinde büyümektedir. 1997’de toplam sosyal yardıma bağımlı bir milyon çocuğun üçte ikisinin aileleri tarafından dövüldüğü, önemli bir oranının fiziksel ve cinsel istismara maruz kaldığı bildirilmektedir. ( Henning, 1998) Sağlığın asıl belirleyicileri olan sosyal eşitsizlikler artarken, Alman sermayesi her geçen gün emekçilerin kazanılmış haklarına saldırmaktadır. Saldırı yasalarının Almancası olan Hartz IV ile çalışma süreleri uzatılmakta ve esnekleştirilmekte, işsizlik sigortası fiilen yok edilmek istenmektedir. Sağlık sigortası prim ödemeye dayanmakta ve sigorta kapsamı sağlık gereksinimine göre değil, ödenen prim miktarına bağlı olarak belirlenmektedir. Bir yıl hiç sağlık kurumuna başvuru olmazsa öbür yıl daha az prim ödenmesi gibi insanlık dışı kurallar nedeniyle insanlar hastalıklarını kendileri tedavi eder hale gelmiştir. Eğer Almanya emekçi sınıflar bu saldırıyı durduramazlarsa geniş emekçi yığınların sağlık hizmetlerinden yoksun kalacağı tahmin edilmektedir.
SONUÇ:
AB emekçi sınıflar için bir umut kapısı olmak şöyle dursun, bir felaket habercisidir. Türkiye’de sermaye sınıfı kendi karanlıktaki geleceğini garanti altına almak için tarihinin en büyük satışını yapmaktadır. AB’nin hem Türkiye’nin, hem Avrupa’nın diğer emekçi sınıflarına yoksulluk, ağır sömürü altında çalışma ve acılardan başka vaat edebileceği bir şey yoktur. AB tarafından dayatılan sistemde, toplum sağlığının geliştirilmesi ve korunması kavramı yok edilmekte, yerine bireylerin bir müşteri olarak satın almakta “özgür” oldukları sağlık hizmeti anlayışı gelmektedir. (Nalçası, 2005) Başına sosyal kelimesi getirilmiş yardım, diyalog, sözleşme gibi kavramların yetersiz kaldığı her yerde AB ordusu emekçi kalkışmalarına karşı kullanılmak üzere hazırlanmaktadır.
Kaynaklar:
Belek İ (2001) Sosyal Devletin Çöküşü ve Sağlığın Ekonomi Politiği. 2. Baskı, İstanbul: Sorun yayınları,
Cumhuriyet, 19 Kasım 2004, “Alman ekonomisi uykuda. “
Henning D. (2001) “Government report reveals growing social inequality in Germany.” http://www.wsws.org/articles/2001/may.
Henning D. (1998) “Growing child poverty in Germany.” http://www.wsws.org/news/1998/sep1998.
Komünist sayı 241 2005 “Herkesten azar azar, herkese koca bir hiç.”
Nalçacı E. (2004) “Avrupa Birliği’nde sağlık.” Gelenek, 78 s.93-102,
SoL, sayı 204 2003 “Bulgaristan sağlığı nasıl dönüştürdü?”s.13.
Şengezer K. (2001) “Avrupa Birliği ve Sağlık” Sınıf Tavrı, s. 57-59.
Tyler R. (1999) “Poland:Widespread opposition to health reforms. Doctors and nurses threaten general strike.” http://www.wsws.org/articles/1999/feb.
Ulusal Program
Kaynak: www.mülkiyedergi.org
kaynak. www.sigozder.com
|