19 Mayıs 2012 22:15Mergopderi Favorilerine Ekle   |   Giriş Sayfan Yap Ziyaretçi Defteriİletişim Site Haritası
Mergopder Logo Derneğimiz Gözlükçüler ve Optisyenler Konfederasyonu Üyesidir
 
 DUYURULAR:
 
 
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
Anasayfa
Haberler
Dernek Tarihçesi
Dernek Üyeliği
Kanun ve Yönetmelikler
Göz Sağlığı
Teknik Konular
Tarihten Kısa Kısa
İlanlar
Videolar
Programlar
Haber Arşivi
Optikprovizyon
Medula Optik Uygulaması
Emekli Sandığı
Bağ-Kur
S.S.K.
T.S.K.
Linkler
Sivas Gözlükçüler ve Optisyenler Derneği
İzmir ve Ege Gözlükçüler, Optisyenler Derneği
İstanbul Gözlükçüler ve Optisyenler Derneği
Erzurum Gözlükçüler ve Optisyenler Derneği
Antalya Bölgesi Gözlükçüler ve Optisyenler Derneği
Konya Gözlükçüler ve Optisyenler Derneği
Tüm Optisyen - Gözlükçüler Dernekleri Federasyonu
Optimedia Dergisi
T.C. Kimlik No Sorgulama
S.S.K. Sicil No Sorgulama
Vergi No Sorgulama
GÖZL.OPT. KONFEDERASYONU
OPTİSYENLER.ORG
Optisyenin Sesi
Trabzon Gözl. Derneği
Türkiye Gözlük Sanayicileri Derneği
OPTİSYENLER BİRLİĞİ


 

BAKKALLAR VE DOKTORLAR
Bakkallar ve Doktorlar

Doç. Dr. Paşa Göktaş

Son dönemde, konumları ve sorunları oldukça benzeşen iki kesim bunlar. Bakkallar ve doktorlar.

Bakkallar 

Bakkallar, Sayın Başbakan’ ın değerlendirmesiyle gündeme geldiler. Değerlendirmede, bakkalların bir araya gelerek, güçlerini birleştirmeleri çağrısı yapılıyordu. Bundan sonra ne yapacakları belirtilmiyordu. Ancak, tahmin edildiği üzere, büyük alışveriş merkezlerine (AVM) direnmemeleri, kendi işyerlerini tasfiye ederek, bu AVM’ ler içinde işçileşmeleri önerilmekteydi.
Bakkallar ve onları temsil eden organizasyonlar, bu değerlendirmelere katılmadıklarını, bu beyanların talihsiz açıklamalar olduğunu belirttiler ve sitemlerini dile getirdiler.
Bu konuda, birkaç sorunun yanıtını vermek gerekiyor. Bunlar:

1. Bakkallara gereksinim var mıdır ? Tabii ki vardır. AVM’ lerin yeri ayrı, bakkalların yeri ayrıdır. Herkes AVM’ lere gidecek zamanı ve imkanı bulamayabilir. İhtiyacını en yakınından ve en hızlı şekilde karşılamak isteyebilir. Bu durum oldukça da doğal ve gerçekçidir. İşte bakkallar, bu ihtiyacı karşılarlar. Bu nedenle, her mahallede, bazen her sokakta, bazen de bir sokakta birkaç tane olmak üzere, ihtiyaç oranında bakkal (veya market) olacaktır ve olmaya da devam edecektir.

2. Büyük AVM’ ler zararlı mıdır ? Bu durum sürekli tartışma konusudur. AVM’ lerin kuşkusuz yararları vardır. Daha çok ürünü aynı alan içinde görebilme, daha toplu ve ucuza satın alabilme gibi. Ancak, AVM’ ler sakıncalı yönleriyle de sürekli gündemdedirler.
Öncelikle, etraflarında büyük bir trafik yoğunluğu yaratmaktadırlar. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerde şehir merkezine yapılmalarına izin verilmemektedir. Ayrıca, bu alanlara gidebilmek için, daha fazla araç trafiğe çıkmakta ve trafikte cepheden de, trafik sorununa olumsuz katkı yapmaktadırlar.
Aynı zamanda, bu nedenlerle hava ve çevre kirliliği yaratmaktadırlar.
Küçük ve orta ölçekli işletmeler olan bakkal ve marketleri ezdikleri için, bu alanda işsizliğe neden olmakta, istihdam sorununu negatif olarak etkilemektedirler.
Daha toplumsal diyaloga dayalı ve insancıl ilişkileri yaşatan bakkal-market benzeri kuruluşların sayısını azaltarak, büyük beton binalar içinde, insanı ezen mekanik yapıları öne çıkarmaktadırlar.
Bu nedenle, gelişmiş ülkeler çıkardıkları anti-tekel yasalarıyla, orta ve küçük işletmelerin ezilmesini engellemeye çalışmakta ve AVM’ leri şehir dışlarına çıkarmaktadırlar.
Maalesef Türkiye’ de, bu yöndeki toplumsal bilinç ve duyarlılık henüz yeterince olgun değildir. İktidarlar da, bu konularda orta ve küçük işletmeleri koruyacak önlemler alacaklarına, belirli rant gruplarının saldırılarına kayıtsız kalmakta ve hatta çoğu zaman onlara kolaylık sağlamakta ve işbirliği yapmaktadırlar.

Doktorların Durumu 

Maalesef, onların şu andaki durumu da bakkalların durumuyla büyük benzerlik göstermektedir. Son dönemde bu alanda alınan kararlar, daha da acımasız ve talihsiz niteliktedir. Ülke ve toplum çıkarlarına da aykırıdır.
Benzer soruları burada da soralım:
1. Muayenehane, Poliklinik, Laboratuvar, Tıp Merkezi gibi küçük ve orta ölçekli sağlık kuruluşlarına toplumun ihtiyacı var mıdır ?

Kesinlikle evet. Çünkü bu kuruluşların kuruluş ve işletme maliyeti daha ekonomik olduğu için, her yerde açılabilirler. Bu nedenle, toplum içinde yaygın olarak konuşlanabilirler. Dolayısıyla da, halka en yakın sağlık üniteleri niteliğindedirler. Halkın bunlara erişimi çok kolaydır ve aynı zamanda da ekonomiktir. Ayrıca, bu nitelikte kuruluşlar ve hekimler, halk ile içli dışlı hale gelmişlerdir ve halkın sağlık sorunlarını çok iyi tanır haldedirler. Dolayısıyla, sağlık sorunlarını daha hızlı, kolay ve ekonomik biçimde çözmektedirler. 

Tüm dünya da bu durumun farkına varmış haldedir ve genel uygulama olarak, işletmesi daha kolay ve ekonomik olan bu nitelikteki sağlık kuruluşları devlet ve sigorta sistemi tarafından desteklenmekte, teşvik edilmektedir.
Hastaların % 80’ den fazlasının sorunları, bu nitelikteki ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarında çözülmektedir.
Türkiye’ de ise, bunun tam tersine bir uygulama söz konusudur. Alınan kararlarla, hastane tarzı kuruluşlar desteklenmekte ve adeta teşvik edilmektedir. Halbuki hastaneler, kuruluşu ve işletmeciliği pahalı olan yapılardır. Ayrıca, her yere hastane kuramazsınız. Büyük şehirlerde, buna uygun alanlar bulamazsınız. Bunun dışında, 24 saat hizmet sunumu zorunluluğu ve ek donanımlar nedeniyle, hizmet oldukça pahalı bir özellik kazanmaktadır. Hastaların birim maliyeti, ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarına göre yaklaşık 3-5 kat daha pahalıdır. Yani, hastaları böyle bir çarktan geçirmenin maliyeti kat kat daha fazladır.
Bunun dışında, her yerde hastane kurulamayacağı için, hastaların bu yerlere erişimi zordur. Zaman kaybı söz konusudur. Trafik sorununu daha da ağırlaştıracak bir insan ve araç hareketlenmesini gerektirir. Hastanelerde yığılma nedeniyle, kuyruklar oluşmaktadır. 

Sonuç olarak, sağlık sorunlarının çözümünde özellikle hastane tarzı işletmeleri desteklemek ve teşvik etmek yanlıştır. Hastanelerin rolü ayrıdır, ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarının rolü ayrıdır. Ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarında sorunu çözülebilecek hasta oranı % 80’ den fazladır ve bu hastalar bu tür kuruluşlarda sağlık sorunlarını çözmelidirler. Yatış gerektiren hastalar da, hastanelere sevk edilmelidirler.
Ülkemizde, maalesef bu basit kural bile uygulanamamaktadır. Aksine, bunun tam tersine, akıl almayacak yasa ve yönetmelikler çıkarılmaktadır. 

Örneğin, SGK yalnızca hastaneler ve bazı hastane benzeri tıp merkezleriyle sözleşme yapmaktadır. Muayenehaneler, poliklinikler, laboratuvarlar ve görüntüleme merkezleri sözleşme kapsamı dışındadır. Bu durum, açık şekilde hastaneciliği teşvik niteliğindedir.
Yine çıkarılan yönetmeliklerle, poliklinik ve tıp merkezi gibi kuruluşların açılabilmeleri zorlaştırılmaktadır.
Son olarak çıkarılan Tamgün Yasası ile, doktorların bağımsız olarak işletmeler oluşturabilmeleri ve bağımsız çalışabilmeleri pratikte çok zor hale getirilmiştir. Doktorların, kendi muayenehane ve polikliniklerini kapatarak, devlet hastanelerine dönmeleri için bir dizi zorlama kararlar getirilmektedir. 

Tüm bunlar, ülkenin ve toplumun çıkarlarına aykırı kararlardır. Kararların ekonomik bedeli daha ağır olacaktır. Aynı zamanda, dünyadaki evrensel uygulamalara da aykırıdır. Basit akıl-mantık kurallarına da aykırıdır.
Şemsiye tersine çevrilmiş durumdadır.
Peki, bu kadar hatalı, ülke ve toplum yararına olmayan düzenlemeler neden yapılabilmektedir ?
Acaba bakkallara karşı AVM’ lerin acımasız saldırılarının benzeri, sağlık alanında da doktorlara karşı, ucu dışarıda birtakım rant grupları tarafından sürdürülüyor olmasın ?
Hiç kuşkunuz olmasın ki, “Teşbihte hata olmaz !”. Birazcık düşünür ve gözlerseniz, yürütülmekte olan programın, kimler tarafından zorlandığını ve hangi rant gruplarının yararına geliştiğini kolaylıkla görürsünüz.
Acaba bu durumda Türkiye’ nin milli kurumları olan Sağlık Bakanlığı, SGK, Maliye Bakanlığı, TBMM, hükümet gibi kuruluşların görevi küçük ve orta ölçekli sağlık kuruluşlarını korumak mı, yoksa onları uluslararası rant kuruluşlarının önüne yem olarak sunmak mı olmalıdır ? 

Temel tercih burada yatmaktadır.
Ancak emin olduğumuz ve kesinlikle inandığımız bir durum vardır ki, o da yanlış ve toplum yararına olmayan politikaların kalıcı olmayacağı ve bir gün geri döneceğidir.
http://www.saglikaktuel.com/yazi/bakkallar-ve-doktorlar-6179.htm

Doç.Dr. Paşa GöktaşLaboratuvar testleri fazla mı isteniyor ?21 Ekim 2010 Perşembe 17:47info@saglikaktuel.com
Sağlık Bakanlığı yöneticileriyle diyaloglarımızda, genelde laboratuvar testlerinin gereğinden fazla istendiği yönünde bir algı olduğunu belirttiler. Benzer algılar, bazı doktorlarda da bulunmaktadır.

Acaba bu kanaat doğru mudur ?

Laboratuvar Test İstemini Azaltan Faktörler

Eğer laboratuvar testlerinin sayısına yönelik bir fiyat ödenmesi söz konusu olursa, böyle bir sonuçtan bahsedebiliriz. Bu durum, sağlık sisteminde şu anda acil servislerde ve yatan hastalarla ilgili olarak, bazı hastanelerde söz konusu olabilir.

Bunlar da, sağlık sisteminde sirküle olan hastaların çoğunluğunu oluşturmamaktadır.

Asıl büyük çoğunluk, poliklinik hastalarıdır. Bu hastalar da tıp merkezleri, poliklinikler ve hastanelerin poliklinik bölümlerinden geçmektedir.

Bu hastalar için, genelde Paket Fiyat söz konusudur. Paket Fiyat uygulaması başladığından itibaren, laboratuvar test isteminde dramatik düşüşler görülmüştür.

Kuruluşlar, hasta başına belirlenen sabit bir paket fiyatı laboratuvar testi istese de, istemese de garanti olarak aldığı için, genellikle laboratuvar testi isteyerek kendilerine ek gider oluşturmak istememektedirler. Olabildiğince az tetkikle hastayı göndermek istemektedirler. Bu tetkikler de, genelde maliyeti ucuz olan basit kan sayımı ve idrar tetkikinden ibarettir. Masraf oluşturan tetkiklerden kaçınmaktadırlar.

Bu Durumun Da Sakıncaları Vardır

Tabii ki bu durumun da sakıncaları vardır. Hastalar, iyi incelenmeden gönderilme riskiyle karşı karşıya kalmışlardır. Günümüzde, dünyada hastalık tanılarının % 70’ ten fazlası laboratuvar testleriyle konulmaktadır. Paket Fiyat uygulamasıyla ise, hasta muayenesi laboratuvarsız tıbba, 1960’ ların sağlık ocağı hekimliğine dönmüştür.

Hastaların incelenme ve tetkik edilme hakları tehdit altına girmiştir.

Henüz Tıbbi Hatalar Fark Edilmedi

Bu durumun sonuçları, yanlış ve yetersiz tanılarla ortaya çıkacaktır. Ancak, bu sonuçlar henüz fark edilmemiştir. Önümüzdeki dönemlerde, bu tür olumsuz sonuçları daha fazla gözleyeceğimizi düşünüyoruz.

Laboratuvar Test İstemi, Asıl Önümüzdeki Dönemlerde

Artış Gösterecektir

Bilindiği gibi, Hasta Hakları Yönetmeliği yürürlüktedir.

Hekimlere karşı tazminat davaları artış göstermektedir.

Bu alana yönelik bir dava ve avukat sektörü oluşma yönündedir.

Mesuliyet sorumluluk sigortaları zorunlu hale gelmiştir.

Hekimler aleyhine popülist bir kampanya, her kesimin hoşuna gitmektedir ve körüklenmektedir. Hastalar ve hasta sahipleri, hekimleri potansiyel suçlu ve kurban gibi görmeye başlamışlardır.

Her ipucu, dava ve şikayet konusu olmaya başlamıştır.

Yakında, hakkında dava açılmayan hekim neredeyse kalmayacaktır.

Bunların bir kısmı da, rant amaçlıdır.

Bu durumda, doktorların yapabileceği tek şey kalmaktadır: Olabildiğince açık vermemek ve kendilerini savunabilecekleri sağlam verilere sahip olabilmek.

Günümüzde kanıta dayalı tıbbın en sağlam aracı, laboratuvar tetkikleridir. Neden ? ve Niçin ? Sorularına verilecek en iyi yanıt, laboratuvar tetkikleriyle ortaya konulabilecektir.

Laboratuvar testleri, hekimlerin en iyi koruyucuları olacaklardır. Çünkü şu anda başka koruyucuları yoktur.

Bu nedenle, önümüzdeki dönemde, hekimler laboratuvar testlerini daha fazla kullanacaklardır. Kullanmak zorundadırlar da.

Her tazminat davası ve gözlenecek her olumsuz örnek, laboratuvar test istemlerini daha da artıracaktır.

Bu süreci kimse engelleyemez. Çünkü ucunda sorumluluk, korku, maddi ve manevi kayıplar vardır.

Burada, bir röportajı hatırlıyorum. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ nde öğrencilik döneminden de hocam olan Sayın Prof. Dr. Münci Kalayoğlu, ABD’ de çalışmaktaydı. Türkiye’ ye tatile geldiğinde, bir röportajı vardı. Röportajda hatırladığıma göre iki kez tazminat davasını kaybettiğini belirtiyordu. Yanılıyorsam beni bağışlasın, bir keresinde kaybettiği tazminat miktarının, iki yıllık geliri kadar olduğunu belirtiyordu. Bu nedenle, artık nezle için gelen bir hastada bile, hata yapmamak için tepeden tırnağa tüm tetkikleri istemeye başladığını belirtmekteydi.

Yıllar önce okudum. Yanılgım olabilir. Ama buna benzer şeyler söylüyordu.

Türkiye’ de de, hekim eğilimleri farklı olmayacaktır. Önümüzdeki dönemde göreceğiz.

Çözüm ne olabilir ? Başka bir sefere onları da tartışırız. 

Kaynak: http://www.saglikaktuel.com/yazi/laboratuvar-testleri-fazla-mi-isteniyor--6306.htm





Geri Yukarı Git Yorum Ekle Yazdır
BU HABERE İLİŞKİN YORUMLAR
MERGOPDER - BAKKALLAR VE DOKTORLAR
Mercek Altında Forumlarına Gönderilen Son Üç Mesaj
Ruhun Şad Olsun BAŞKAN... Yazar :Engin PEKER
Ynt: YENİ ...UMARIM BİRİL... Yazar :Engin PEKER
Ynt: YENİ ...UMARIM BİRİL... Yazar :Engin PEKER
Kullanım Şartları | Gizlilik İlkeleri Mersin Gözlükçüler ve Optisyenler Derneği © 2008 Tüm Hakları Saklıdır. Web Tasarım, Barındırma, SEO : Hira