Değerli arkadaşlar son zamanlarda ortalık iyice hareketlendi. Bu curcuna içinde ne yazık ki gözlükçü yok mesleğin içinde cam imalatı hariç hemen hemen her kademede çalışmış olmamdan dolayı bine yakın arkadaşı ismen olmasa da yapı olarak yakından tanıyan biri olarak bu duruma oldukça çok şaşırıyorum.
Şimdi bir soru sorayım ve cevabını kendinize verin yolda eşiniz ya da bayan arkadaşınızla yürüyorsunuz biri geldi ve arkadaşınıza sarktı. Ne yaparsınız?
Bir soru daha, biri iş yerinize geldi kasanızdaki parayı ya da birkaç gözlüğü almaya çalıştı. Ne yaparsınız?
Benim tanıdığım insanların tamamına yakını hayatı pahasına tepki koyar cevabı bu. Peki, cevabını biliyorsam neden sordum. İşte sorun burada.
Mesleğimiz hayatımızın ve yarınlarımızın kaynağı ondan elde etiğimiz gelirlerle kendimizin ve ailemizin yarınlarını yönlendireceğiz. Ve bu günlerde mesleğimiz hiç olmadığı kadar çok saldırı altında. Bu tehdide neden duyarsız kalıyoruz.
önce birkaç kelimeden oluşan bir sözlük oluşturalım.
Sinerji: Bir sonuca katkısı olabilecek birkaç etkenin belirli bir etkileşim sonucunda elde ettiği ortak güç. Dernek: bireylerin kazanç elde etme dışında belirli ve ortak bir gayeyi gerçekleştirmek üzere bilgi ve çalışmalarını ortaya koyarak oluşturdukları bir yapıdır. Gönüllüler tarafından kurulup ve çoğunlukla gönüllü katılımcılardan oluşurlar. Federasyon: Aynı alandaki çeşitli kuruluşları bir arada toplayan dayanışma birliği
Konfederasyon: federasyonların oluşturduğu birlik
Oda birlik: belli bir meslek gurubunun çıkarlarını sosyal ve yasal olarak belirleyen kanunla kurulmuş sistemler.
Kooperatif: Ortaklarının gereksinimlerini uygun şartlarda elde etmelerini sağlamak amacıyla kurulan ortaklık.
Sendika: İşçilerin veya işverenlerin iş, kazanç, toplumsal ve kültürel konular bakımından çıkarlarını korumak ve daha da geliştirmek için aralarında kurdukları birlik.
Dezenformasyon: bir bilginin kasıtlı olarak değiştirilmesi ve bu şekilde iletilmesi
Bu birkaç sözcüğü yazdıktan sonra birde komplo teorisi geliştirelim.
Konu mesleğimiz olsun ve tamamen hayal ürünü olduğu görülse de üstünde biraz düşünelim.
Bundan yıllar önce ülkemizde o zamanlar yüksek enflasyon var ve devalüasyonlarla yaşıyoruz. O zamanlar sermaye istihdama yönelmek yerine para talebine arz sunarak kendini geliştiriyordu.
Basit işletmelerin hazırladıkları emtialar yüksek fiyatlarla satılıyor elde edilen kazanç işletme yerine para piyasasında değerlendiriliyordu. Bu durumda sermaye hiç risk almadan ve ülke kaynaklarına katkıda bulunmadan kendini katlayarak büyüyordu. Zaman geçti ülkede serbest Pazar ekonomisi uygulanmaya başlandı. Türkiye dünyadaki değişim rüzgârından nasibini aldı tek partili iktidar bir önceki hükümetin uyguladığı ekonomik programları siyasi riske rağmen devam ettirdi ve bu günlere geldik. Sermaye yeni arayışlara girdiği o dönemlerde önce içimizde güçlü durumdaki firmalara bana para verin bende elimdeki çeşidi çoğaltıp yalnız sizde olacak markaları vereyim sizde başkasından mal almayın dedi. Diğer birkaç firmada geride kalanlardan kendi guruplarını oluşturdu. Derken ilk darbe yerli sanayiye değdi çeşitliliği zaten yok denecek kadar az olan yerli sanayici ithalatın pazarı daraltan bu çalışması karşısında kendini savunmaya geçti ve yönetimine sektörün önemli bir ismini getirerek hayata kalma savaşına girdi. Bu yeni başkan ve ekibi bazı ithalatçı firmaları ve bu tutumlarını önce dergilerde bizlere ve sonrada 07.02. 2003 tarihinde 03-09/112-51 sayılı kararda yeterli açıklama yapılmadan şikâyette bulunulmuş eksik çalışmadan dolayı karar muhalefete rağmen oy çokluğu ile red edilmiştir.
Sermaye için bu da yetmemiştir. Yüz iki yüz müşteri ile şirketlerini çevirememeye, küreselleşen dünyada bilgiye ve mala ulaşmanın kolaylaşmasıyla elerindeki markalarında tehlikeye düştüğünü gören firmalar yeni arayışa girme ye başladılar. çünkü eskiden bayisi var diye az miktarda kaçak gelen ürünler paralel ithalat adı altında. İsteyenin Türkiye ye istediği malı yeter ki gümrüğünü ödesin getireceği gerçeği ortaya çıkınca sermaye bir kez daha panikledi. Paralel ithalat nedir: Yurtdışından mal ihraç ederek yurt içinde satan ithalatçılar ana satıcı ile çoğunlukla distribütörlük anlaşması yaparlar. Bu anlaşmaların birçoğu da tek satıcılık sözleşmeleridir. Yani anlaşmaya göre ithalatçı yurtdışındaki satıcının ülkedeki tek temsilcisi olacak, ana satıcı olan (üretici) yabancı firma mal ihraç ettiği ülkede o distribütörden başkasına mal vermeyecektir. Doğal olarak distribütör yabancı markanın tek temsilcisi, kullanım hakkına sahip tek yetkili olacaktır. Hatta bu sözleşmelerin birçoğunda markanın lisans alarak kullanımı hakkı da münhasıran distribütöre verilmekte, böylece ülke içindeki marka tecavüzlerine karşı distribütörün dava açma, tecavüzü önleme imkânı da sağlanmaktadır. Satıcı bu tür sözleşmelerde piyasa lideri olduğunu düşünerek yüksek fiyatlardan satış öngörmüş olabilmekte ve mallar o fiyat üzerinden satışa sunulmaktadır. Fakat yurtdışında bulunan ithalatçı firmanın orda yada başka ülkelerde piyasaya sürdüğü üstelik başka ülkelerde ki elverişsiz koşullar nedeniyle (rekabet nedeniyle) daha ucuz olarak piyasaya sürdüğü mallar o ülkelerden distribütör dışında birisi tarafından ithal edilip satılırsa ne olacaktır? Literatürde bu duruma ;paralel ithalat; denilir.
Ekonomik olarak ithalata bütçe açığı veren bir ülkenin siyasileri güçleri ne olursa olsun ithalatçılara sıcak bakmazlar. Bu durumda bizim ithalatçılar aynı zamanda çin tehdidi ile karşılaşınca da kendilerine yeni çözüm yolları aramaya başladılar.
İlk olarak sermaye mevcut birikimlerinin % 3-5 kadar küçük bir bölümünü fason yaptırmak koşuluyla yerli sanayici titrini ele alarak sanayici derneğinden kendilerine gelecek saldırıları bertaraf ederken. Yine hareketin kendilerinden yana yön değiştirmesini sağladılar. Kanun dahil olmak üzere çine kota koymaya varıncaya kadar Ankara?yı rahatlıkla etkilediler. Ama buda yetmedi büyük firmalar satışta yeni trend olarak tedarikçi firmaları aradan çıkarmaya Avrupa da başladılar artık gruplarla çalışmayı tercih etme sürecine girince bizim sermaye bu yeni oluşuma hemen ayak uydurmaya başladı.
Bütün bunları bir araya getirdiğimizde bazı dernek yöneticilerinin bunlardan yana tavır almasıyla sermaye süper marketler kahraman bakkalları yok etmeye başladılar diyebiliriz.
Yani sermaye ayakta kalmak için bizleri yok edecek gücü bizim sessizliğimizde bulup güçlendikçe güçleniyor.
Yakın tarihimize baktığımızda sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar olan bu şirketler ithalatçı, imalatçı, zincir mağaza sahibi, perakendeci ve bizim kalemlerimizi başka iş kollarına satan toptancı olarak karşımızda duruyorlar.
Yılların emeğini ve özverisini harcayarak guruplaşan bazı meslektaşlarımız kendilerini bu firmalara ortak etmek zorunda kalıyorlar. Gerek okuyup optisyen olan arkadaşlarımız gerekse ruhsat sahibi olan arkadaşlarımız yine bu şirketlerin emir eri mesul müdürü olmak zorunda kalmış durumdalar. Hızlı bir şekilde yayılıyorlar. Ya işyerlerimize ortak oluyorlar, ya kendi şubelerini açıyorlar, ya da kros marketlerin Anadolu?daki şubelerinde stant açarak onların isimleri ile bir kez daha büyüyerek bizleri devre dışı bırakmaya çalışıyorlar.
Yukarıda anlattıklarımın tamamı bir komplo teorisi gerçekle ne kadar ilgisi var bilmiyorum. Fakat başımız gerçektende dertte ve bu mücadelede dernekten başka sivil toplum örgütümüz yok öyleyse derneklerimize sinerji katacak yeni oluşumlara ihtiyacımız var çünkü rakiplerimiz gerçekten güçlü ve onların karşısında biz ancak örgütlenirsek güçlene biliriz.
Dernek: 22 kadar derneğimiz var birde federasyonumuz var. Şimdi daha da güçlenmek için yeni federasyonlara ve konfederasyonlara sinerji oluşturmak adına ihtiyaç vardır. Tıpkı sayın başkanımız Abdullah AYDIN?IN kayseri toplantısında söylediği gibi eğer oda ve birlik çalışması başarılı olmazsa ;federasyon ve konfederasyon çalışması kaçınılmazdır;. Dediği gibi kaçınılmaz bir duruma gelmiştir.
Artık dernekler ve derneklerden oluşan çok başlılık mesleğe ve geleceğine katkı sağlamaz duruma gelmiştir. Hatta bununla da kalınmamalı oda birlik çalışmalarına da tekrardan konfederasyon ağırlığı ve gücü ile hız verilmeli.
Tabi bunlar mesleğin kanunla kurulmuş ve çalışma alanları kanun la sınırlanmış hareketler. Bunlardan başka ekonomik bir birlikteliğe ihtiyacımız var buda kooperatiftir. Bir de sendikaya ihtiyacımız olacak.
Kooperatif: Bu konuda söylenecek en güzel sözü İstanbul eczacı odası genel sekreteri İstanbul ecz kooperatifi?nin olağan kongresinde söylediği birkaç cümle net olarak ortaya koyuyor. ; Bu günlerde zincir eczaneler açmak için bizden randevu talebinde bulunan firmaları elimizden geldiğince erteliyoruz ve bu oluşumun karşısında sonuna kadar direneceğiz. Ama eğer bize rağmen bunu başarırlarsa bizde binlerce koop üyesinden oluşan bir zincirle karşılarına çıkacağız ve bu güçle mücadele etmeleri imkansız olacak; işte kooperatiflerin gücü.
Sendika: Sendika her ne kadar işçi hareketi olarak bilinse de aslında genel bir harekettir. Oda birlik Kanunla kurulmuş ve üye olunması zorunlu birer kurumdur. Ve yine aynı kanuna göre mesleki faaliyetlerde bulunur. Ancak meslektaşlarının hak ve menfaatlerini fert fert savunamaz. Yani sizin herhangi bir kurum ya da kuruluşla olan sorununuzda doğrudan muhatap olamaz. Hukuki tabiri ile ?aktif husumet ehliyeti? yoktur. Sendikanın bu avantajı var.
Daha genel bir anlatımla Arabanız için Trafik Sigortası yaptırıyorsunuz. Bu zorunlu yani meslek odasına üye olmak gibi. Birde kasko sigortası yaptırıyorsunuz. Bu ise isteğe bağlı yani sendika gibi. Ve kaskonuzu ne kadar çok geniş klozda tutarsanız o kadar çok güvenli oluyorsunuz. Birlik ve Sendika ilişkisi de tıpkı bunun gibidir. İsterseniz sadece trafik sigortası yaptırırısınız, isterseniz her ikisini de, sizi kimse kasko yaptırmaya zorlayamaz. Sigortaların çok olması zayıflamayı değil aksine güçlenmeyi sağlar. Karşılaştığınız sıkıntılarda zararlarınızın tanziminde birlikteliğin gücünü arkanızda hissetmenizi sağlar.
Bizleri rekabetin acımasız çarkındaki dişliler arasında ezilmekten kurtarmak için birlikteliği gündeme getiren, her türlü çalışmayı başlatan ve bu uğurda zaman ve enerji harcayan herkese başarılar diliyor. Bizlerinde başkanlarımıza sahip çıkmamız gerektiğini bir kez daha üstüne basarak belirtiyorum.
Turgut çAKAR
|