DOĞRU YORUMLAMAK!!!!!
Yaşadığımız dünyada her insanın kendine has düşünceleri vardır. Bizler düşünce özgürlüğümüzü her alanda kullanabiliriz. Düşüncelerimizi dilimizle veya kalemimizle dışarı vurmadığımız zaman hiçbir sorun yaşanmaz ama bunları açıkladığımız zaman, hele bir de bunu yayınlamışsak, bu düşüncelerin arkasında durmak zorundayız. çünkü bunlar bizim olmaktan çıkmış kamuya mal olmuş olurlar.
İşte bu nedenle düşüncelerimizi açıklarken genel kabul görmüş kurallara ve yasalara uygun davranmak gerekir. Eğer içinde yaşadığımız koşullar ve yasalar düşüncelerinize ters geliyorsa yapacağınız açıklamaları akıl süzgecinden geçirirken daha dikkatli olmalıyız. Bunun dışında bir davranış terörü tetikler ve kaosa neden olur.
Geçen ayki Optik ve Optometrik Meslekler Derneği Dergisinde çıkan bazı yazıların sektörde kaosa neden olacak şekilde karşımıza çıktığını görüyoruz. Bazıları denek yöneticileri tarafından yazıldığı, bazıları da bu yöneticilerin dünya görüşüne uygun yazılar olduğu için onlara daha sonra yine onları jargonu ile cevap verilecektir sanıyorum.
Ama bu yazılardan biri var ki sektörün önemli isimlerinden birine Sayın Latif AKBAYLAR? a ait. Bu ismi fazla anlatmama gerek yok. Latif Bey, cam üreticisi yerli bir sanayicimiz. Kendisi sahibi olduğu işletmeyi günün koşularında yapılandırmaya çalışan, sektörün sorunlarını düşünen, sıkıntıları aşmak için her toplantıya katılmaktan kaçınmayan, düşünen ve düşünceleri doğrultusunda çalışmalar yapan biri bence saygıyı hak ediyor.
Bu nedenle dergide çıkan yazısı beni birçok konuda rahatsız ettiği halde, bir heyecanın ürünüdür diye hakkında hiçbir yorum yapmadım, bu ayki yazıda yapacağı açıklamayı bekledim. Ve beklediğim yazı çıktı. Saygıdeğer büyüğümüz ne yazık ki konumuna uygun davranacağına hatanın üstüne yeni bir hatayla gitti.
Bizler Optisyen ya da Gözlükçü hiç birimiz sizin düşündüğünüz gibi bize bir şey olmaz mantığı ile hareket etmiyoruz. Tam tersine bize çok kötü şeyler olacak diye endişeliyiz. Bunlar programlı olarak gelişirken kendimizi nasıl koruruz diye düşünüyor ve çözümler üretmeye çalışıyoruz. Birliğimizi oluşturma nedeni de budur. Sayın Latif AKBAYLAR bize tavsiye etiğiniz ;tekrar tekrar okuyun; sözünü size hatırlatmak ve yazınızı yeniden okumanızı istiyorum. çünkü bunu yaparsanız daha ilk paragrafta büyük ve kırıcı bir hata yaptığınızı görmüş olacaksınız. İsterseniz bu satırları biraz irdeleyelim. Şöyle demişsiniz: ;üniversitelerimizin açtığı 6 aylık hızlandırılmış optisyenlik eğitimi tamamlanalı epey oldu. Bu mesleği zaten bilenler bu kurslardan sonra diplomalarını aldılar. Hepsini kutluyorum, diplomaları hayırlı olsun. Bu eğitim fırsatını yaratan başta Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık İşleri Daire Başkanlığına, üniversitelerimize ve emeği geçen herkese şükran ve teşekkürlerimizi sunarız.;
;HAFIZAYİ BEŞER NİSYANLA MALüLDüR;
Sektörün önemli isimlerinden bir olduğunuz biliyorum. Bu yüzden haberinizin olmaması gibi bir durum yoktur. öyle sanıyorum ki unutmuşsunuz. Sizinle şöyle birkaç ay geriye dönelim ve bakalım.
Yasa tasarısı gündeme geldiği zaman Türkiye?deki on sekiz derneğin bu kursun açılmaması için Sağlık Bakanlığı?na gönderdiği imzalı belgeler var. Yani derneklerin tamamı bu kursa karşıydı.
Tüm Optik ve Optometrik Meslekler Birliği Derneği başkanı Sayın Abdullah AYDIN yaptığı toplantılarda, ;Osmanlı en büyük darbeyi beşik ulemalığından almıştır. Bu nedenle biz kursa karşıyız. Eğitim olsun istiyoruz…; Demiyor muydu şimdi ne oldu da kurs için teşekkür etmeye başladık.
KURS kelimesini özelikle kullanıyorum. çünkü sizin gibi sosyo kültürel açıdan belli bir yere gelmiş herkes bilir ki dünyanın hiçbir yerinde iki yıllık akademik bir eğitimin hızlandırılmışı olamaz. Yani bu uygulama hızlandırılmış bir eğitim değil sadece gözlükçülük kursudur.
Evet, meclis bir karar vermiştir içimize sindiremezsek de bu karardan oluşan kanuna uymak ve saygı duymak zorundayız. Bu nedenle ben de sizin gibi bu kursu tamamlamış ve ruhsatını (diploma değil ve hiçbir zamanda olmayacak) almış hak eden arkadaşları kutluyorum ve onlara meslektaşım diyorum.
Fakat olayın bir başka yanı da var. Kursun, kanunda ve yönetmelikte tanımı tam olarak yapıldığı halde yönetmelik dejenere edilmiştir. Bunun sonucunda hak etmeyen birçok kişi de bu kurstan ruhsat almışlardır. Hiç kimse bunları tebrik etmemi benden beklemesin. Kim mi bunlar?
Kurs tarihinde on sekiz yaşında olanları hangi memur kayda almıştır?
Yıllarca hiçbir İl Sağlık Müdürlüğüne kayıt olmamış, korsan olarak çalışmış, mesleğimin kazancını meslektaşlarımdan çalmış, mesul müdür bulundurmamış ve topladığı reçeteleri kırdırmış kişilere hangi vicdan karşı çıkmamıştır? Başkanlarımıza ve kanunlara olan saygı ve güvenlerinden dolayı bu kurslara kayıt olmamış dürüst insanların uğradığı haksızlığı düşünün. Hak etmeyenlerin aldığı ruhsatlara karşı mücadele etmeyerek insan içine nasıl çıkılıyor merak ediyorum.
Bir de olayın eczacı boyutu var. Bildiğim kadarıyla hiçbir eczacı eczanesinden altı ayrılamaz. Eğer kanundaki mesul müdürlükle ilgili vasıflara uygun koşullar oluşmuş ve yerine diplomalı bir eczacı bırakmışsa sorun yok ama anladığım kadarıyla bu koşullar da oluşmamıştır.
Yani kanunun kendisinden kanunsuzluklar türetilmiştir. Ve siz, bu insanları elemeden benden ve benim gibi düşünen binlerden saygı ve tebrik bekleyemezsiniz.
İşte bu nedenle, bir kesime hitap ederken geride kalan binleri nasıl kıracağımızı düşünmeden davranma lüksümüz yoktur.
Bir diğer konu da iş yerlerimize yaptığımız yatırımlar. Bu konu da eleştiri konusu olmuş, gelişen dünya koşullarını değerlendirmemiz istenmiştir.
Bizler klasik anlamda gözlükçüyüz. Türkiye?nin en düzgün sektörlerinden birinin temsilcisiyiz. Teknolojinin gelişimini takip ediyoruz iş yerlerimizde uyguluyoruz ve maliyetini de ödüyoruz.
İş yerlerimiz bizim üniformalarımız gibi kutsaldır. Temizdir ve içinde bulunduğu ortama uygun kumaştan yapılmalıdır. Bizler de buna uygun davranıyoruz. Gözlükçülükten kazandığımızı yine gözlükçülüğe harcıyoruz Bunda bir sakınca yok. Asıl sakıncanın yerli sanayicimizin bu güne kadar yaptığını yapmakta, işinden kazandığını işinin dışında harcamakta ve kendini geliştirememekte olduğunu biliyoruz. Mağazalarımıza gelişmiş makine almak yerine tek atölyeden iş çıkarmayı öneriyorsunuz ama sizin de bildiğiniz gibi 5193 Sayılı Optisyenlik Hakkındaki Kanun, gözlüklerin optisyenlik müesseselerinde yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bize önerdiğiniz şey kanunsuz davranmaktır ve biz kaybetmek uğruna kanunlara saygılı davranacağız.
Evet, Sayın Latif Bey keşke ikinci yazınızda bu konuları irdelemiş olsaydınız ve hatta hiçbir şekilde böyle biz yazıyı kaleme almamış olsaydınız. Bir büyüğümüz ve Türk sanayicisi olarak sizden beklediğimiz bizlere ;Arkadaşlar her ne olursa olsun yasalara saygılı davranın. 40-50 bin avro verip makine alacağınıza on yıllardır yerli makine yapan ve kalitesini ispatlamış sanayicimiz var, şimdilerde gelişmiş teknolojiye uygun bir makine imal etme durumundadır. Ona destek olun. Bu arkadaşımıza gerekirse avans verin ki sizin makine masrafınızı aynı kalitede yüzde altmış düşürsün. Kanunla tanımlanmış birliklerinizi kurun; kurun ki hem mesleki disiplini sağlayabilin hem de kamu görüşmelerinizde eliniz güçlensin. Bizleri destekleyin ki ithalatını yaptığımız ürünleri imal edebilelim. Yani en önemlisi, gelin genç arkadaşlarım birbirimize destek olalım ithalatı azaltalım, yan sanayi kurarak istihdamı artıralım, kanunsuz iş yapanları engelleyelim, bunları beraber mesleğin dışına itelim ve hep birlikte güçlenelim.; demenizdi.
Sistemin içindeki yanlışları gözlemlemek, çözümleri ile ilgili görüşler üretmek hepimizin görevidir. Mesleğin geleceği üzerine üretilen fikirlerin ise pozitif, yapıcı olması gereklidir. Zincir mağazaların gelişi pek çoğumuzun ekmeğini kaybetmesini gerektirecek. Gelecek zincirlere karşı duruş, her yönden birliklerin oluşmasını sağlamakla olur. Kurtuluş savaşı zamanlarını hatırlayın. Bize mandacılığı diretiyorlardı çözüm olarak. Oysa birliğimizle karşı durmayı başardık. Şimdi de başarabiliriz. Yeter ki yerli işbirlikçilerin sözlerine kanıp umutlar yitirilmesin…
DOLUNAY ECZANE OPTİK
Turgut çAKAR