Ahmet Rasim ve Şehir Mektupları [ Ahmet Rasim (1865-1932) Türk Edebiyatının en özgün yazarlarından biri. öykü, roman ve denemele¬rinde İstanbul hayatına dair ilginç betimlemelere yer veren Rasim'in Şehir Mektupları, 1897-1899 yılları arasında kaleme aldığı 142 mektuptan oluşuyor. ]
Şehir Mektupları: 5 Uç günden beridir göz ağrısından muztaribim. Güya gözlerime yakıcı bir madde dökmüşler gibi cayır cayır yanıyor,kaşınıyor, kanlanıyor, acıyor. Günden güne artan bu ağrı beni korkuttu. Sevdiğim ve bilgisine güvendiğim bir göz doktoruna müracaat ettim.Göz doktoru bir müddet muayene ettikten sonra dedi ki: -Göz kapağın altında, içinde, batta bebeğin üzerinde bileyabancı madde var. -Yabancı madde mi? -Evet. -Fakat...Nasıl olur. Bu kadar yabancı madde benim gözüme girer de ben hissetmez miyim? -Acaba matbaada şaka yaparken mürekkep tozu filan dökmesinler. -Hayır. Böyle bir olayı hatırlamıyorum. -Bu hafta nerelere gittin? -Fener'e! -Ha! Sebebini bulduk. Araba piyasası; toz, duman. -Evet, hatırlıyorum. Pek çok toz vardı. Bir halde ki yarım saat sonra gözümüzün görme derecesi azaldı idi. Hatta yirmi otuz adım ötede bulu¬nanları görmek mümkün değildi. Toz, şeffafımsı bir perde gibi zeminden semâya doğru kalkmıştı.Göz doktoru gözlerimi yıkadı, Temizledi. Asidborikli su verdi. Nasıl kullanılacağını gösterdi. (gözlerimde ufak ufak yaralar olacağı ve iltihap bulunduğu için vapurdumanı gözlük kullanmamı tavsiye etti. Gözlüğü aldık.Taktık. aman efendim! Ne bela şeymiş. Kendimi akşam üzeri köprüden geçiyorum sandım. Tuhaf bir karanlık. Düşeceğim diye korkuyorum. Aynaya baktım. Garip bir şekil almışım. Dahası var. Ta burnumun üzerinde ağır bir yük. Terledikçe ortalık kararıyor. Sürekli silmeli. Daima temizlik işi ile uğraşmalı vesselam.Göz doktoru gözlük dediği zaman nasılsa tek gözlük hakkında fikrini sordum. Bana: - Gözler daima eşit kuvvette değildir. Hangisinin görüşü zayıfsa ona göre numaralı taş, cam verilir, tek gözlük esasen iktisat için yapılmış ise de (eksantirisite) yani hoppalık ile züppelik arasındaki alışkanlıkları şıklık aletleri arasına katılmıştır. çift gözlük alınarak birine adi cam konulsa daha iyi olur dedi.Gözlük de az komiklik meydana getirmemiş değildir. Hakkında yaratılan hikayeler veya meydana gelen dülünç şeyler pek çoktur. Büyüklerden biri gözlüğe düşkünmüş. Kendisi gayet t,itiz, vakur, azametli, öfkeli olduğu için hizmetçileri ve adamları korkarlarmış. Bir gün evin içinde bir kıyamet kopar. Harem, selamlık karmakarışık. Herkes efendinin gözlüğünü arıyor. Ayvaz at uşağı, bahçıvan bahçede. Büyük kahya, küçük kahya, kahveci, ibrikdar sofa ile selamlık odalarında, halaylıklar, efendinin yatak, yemek, çamaşır, tuvalethanelerinde, hanımefendi, kerimeleri elleri böğründe, efendi hem haremde, hem selamlıkta aramakla meşgul,Bir velvele, bir azar, bir tekdir, bir feryad, bir ağlama, bir homurdanma, bir mırıltı, bir korku hüküm sürüyor. Ayvaz sapsarı, kahya endişeli, arabacı şaşkın, aşçı şaşkın, dadı, bacı gözlüğe lanet ediyor, halayıklar ? şeytan aldı götürdü, çalamadan getirdi ? tarzında geri getirme niyazları ediyor. İblise söven, sövene! Bu hal hayli sürer, ev halkı da yorgunluktan nefes almak için birer yer bulurlar. O aralık baş kahya huzuruna çıkar. Evvelce telaşla ne yapacağını şaşırmış. Bir aralık kendini toplayıp da efendisinin yüzüne bakınca ne göre beğenirsiniz: Gözlük efendinin alnında duruyor. Fakat efendi ter ter tepiniyor. Gözlük bulunmazsa hepsini kovacağını söylüyor. Kahya sözünü bilir takımında olduğu için efendiyi körlükle suçlamak istemeyerek onun tehditlerine karşı: -Merak etmeyin efendim. Buluruz. Şimdilik alnınızdaki gözlükle geçiştirin de biz de ötekini ararız! diye cevap vererek efendinin hiddetini yener.Her ne ise ! Bize bir Fener'e gitmek kesemizi boşalttırdı ama gözlerimizi doldurdu. Vücutça hissettiğim ağrılara gelince, kaldırımların bozukluğu nedeniyle belim epeyce incinmiş; tenim yakınmaya muhtaç, gözlerim ağırlıklı, başım, beynim uğultular içinde. Elbisemi sormayın, yaka ile öbür kısımları asıl rengini kaybetmiş. Yeleğin düğme tarafları başka, koltuk ve yan tarafa gelen yerleri yine başka. Kalıpçıdan utandım. Herif süpürge ile fesimi süpürüp de şak! şak! elini vurdukça un çuvalı gibi tozuyordu. Adeta ağarmış. bir masraf daha.Fener'in eğlencesi söylendiği kadar pek hoş değil. İnsan arabalara uyup da sürekli gezecek olursa baş dönmesi illetine uğrayacak. Orası güya araba sirki imiş gibi durmadan dönüyor. Ama ne arabalar? çekçeklerden tutun da paraşol, bağ arabası, fayton, brik, kupa, lando, yarım lando, tek atlı, çift atlıların hepsinden bir tanesi var. Atların tonu da çeşitli. Kır, bakla demir kırı, al, siyah, karışık, benekli, beneksiz, alaca benekli, bilmem daha neler!Merkep binicileri bile o gezinti yerinde ara sıra görünüyor.
Kaynak: Askpedia Tıp Kültür Dergisi |