|
| |
DÜNYA'DA TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL ÖNEMİ
Türkiye; Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birleştiği noktada bir köprü durumunda, dünya güç dengesini etkileyebilecek sürekli ve çok yönlü çıkar ve güç çatışmalarına sahne olan, Orta Doğudaki petrol kaynaklarına yakınlığı ve Orta Asya’daki Türk devletleri ile entegre olabilme avantajı nedeniyle önemli bir jeopolitik ve jeostratejik konuma sahiptir.
Akdeniz'in egemenlik kapılarından biri olan Marmara Denizi ve Boğazlar bölgesini elinde bulundurması, Orta Doğu, Basra Körfezi’nden Ege’ye kadar Doğu Akdeniz'i kontrol edebilecek coğrafi konumu ile bölgedeki bütün ülkelerin güvenlik ve her türlü ulaşım faaliyetlerini çok yakından ilgilendirmektedir.
Bölgede cumhuriyet ve demokrasi ile idare edilen, tek Müslüman ve laik bir ülke olan Türkiye, altmış yedi milyonluk nüfus potansiyeli, zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları, ayrıca her geçen gün gelişmekte olan ekonomik ve teknolojik gücü ile bölgede mevcut politik, askeri ve ekonomik dengeyi bulunduğu tarafa kazandırabilecek milli güce ve coğrafyaya sahip bir bölge devletidir.
Dünyada besin ihtiyaçlarını kendi kaynaklarından karşılayabilen ve ihtiyaç fazlası ürün sağlayabilen nadir ülkelerden biridir.
TERÖRİZM
Günümüzde uluslararası bir nitelik, hatta küresel bir boyut kazanan terörizm özellikle demokratik dünya ülkelerinde oluşturduğu tahribat her geçen gün artmaktadır. Bu yüzden terörizm ülkelerin güvenliği açısından bir numaralı tehdit unsuru haline gelmiştir. Özellikle 1960’lı yıllardan itibaren terörizme karşı yoğun mücadele veren ülkemiz büyük oranda kaynaklarını bu alana aktarmış ve ülke olarak ilerlememize en büyük engel olmuştur.
Ülkemizin en önemli sorunlarının başında gelen terörizmle mücadele sadece güvenlik kuvvetlerinin mücadelesi olarak görülmemeli ve bu sorunla topyekün mücadele edilmelidir. Bu nedenle toplumun her katmanını bu mücadeleye ısrarla davet etmekteyiz.
Terörizmle mücadelede devletin değişik birimlerine ve sivil toplum örgütleri ile medyaya büyük görevler düşmektedir.
TERÖR ÖRGÜTLERİ GENÇLİĞİ NASIL KAZANIYOR?
Ülkemizde faaliyet yürüten terör örgütleri, militanlarını bir takım psikolojik süreçlerden geçirdikten sonra silahlı faaliyetlere sokmaktadırlar.
Bu psikolojik süreçleri kısaca açıklayacak olursak;
1. Grup Dinamiği
Terör örgütlerinin eleman kazanmada kullandığı ilk psikolojik süreç, grup dinamiğidir.
Bir terör hareketinin başarılı olabilmesi için daha ilk anlardan itibaren kapalı bir teşkilat kurması ve bütün taraftarlarını bu örgüt içerisinde eriterek örgütün ayrılmaz bir parçası haline getirebilecek bir güce sahip olması gerekmektedir.
Bundan dolayı grup ve grup dinamiği süreci hakkında kısaca bilgi vermekte fayda vardır.
Günlük konuşmada kullanılan “grup” sözcüğü en genel anlamda çoğul olmayı ifade eder. Sosyolojide ve Sosyal Psikolojide ise grup kavramı çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Bu tanımlara göre, bir kalabalığın grup olabilmesi için ortak amaçlar, ortak normlar, kendilerini bir grup olarak hissetmeleri gibi koşullar öne sürülmüştür. Gruplar şüphesiz bu özellikleri göstermekle beraber, bir topluluğun grup olabilmesi için bir “etkileşim”in olması gerekmektedir. Buna göre grup, “etkileşim halinde olan birden fazla insan” demektir.
Grup dinamiği ise, bir grup içinde oluşan sebep-sonuç ilişkileri ile grupların oluşması ve işleyişini ifade etmektedir.
Gruplar, insanların rasgele bir araya geldikleri topluluklar değildir. Onları bir arada tutan değerler sistemi vardır.
· Her insan istediği gruba giremez. Çünkü grubun yazılı olmayan yasaları vardır.
· Her gurubun bir işleyişi, kalıplaşmış değerleri, amaçları ve ilişki düzeni vardır.
· Her grupta bir dayanışma, birlik, iş bölümü ve üyelerden ayrı beklentiler vardır.
· Her grubun ortak bir aklı, tavrı, tutum ve davranış şekli vardır.
Liselerde, üniversitelerde, işçiler ve kamu çalışanları içerisinde, mahalli alanda örgüt sorumluları örgüte kazanmayı planladıkları kişilerin;
· Aile yapısı,
· Zaafları,
· İrtibatta olduğu arkadaşları,
· Ekonomik düzeyi gibi yönleri hakkında istihbarat yaparlar.
Örgüte kazanılması planlanan kişi hakkında gerekli bilgiler toplandıktan sonra insan psikolojisini iyi bilen örgüt militanları bu bilgilerin ışığında harekete geçerler.
Bazen gerekli diyalogun sağlanması için bir çay, sinema, tiyatro ve konser daveti, ekonomik sıkıntıda olan öğrencilere burs ve kalacak yer temini yeterlidir.
Hepimiz biliriz ki, her insanın hayatta karşılıksız bir sevgi, ilgi ve samimiyete ihtiyacı vardır. Örgüt militanları bu işi ideolojik amaçlar uğruna yaptıklarından kazanmayı planladıkları kişiye karşılıksız arkadaşlık ve dostluğu uzun vadede bedelini almak üzere sunmaktadırlar. Dolayısıyla bu davranışları muhataplarının kalplerini kazanmalarına vesile olmaktadır.
Örgüte kazanılması planlanan genç, kurulan bu sıcak diyalogdan sonra kendini olduğu gibi kabul eden, kendine değer vererek adam yerine koyan senaryosu, sahnesi ve oyuncuları önceden planlanmış bir grubun içerisine çekilir.
Örgütlere bu psikolojik sürecin işlemesi ile birlikte adım adım giriş yapan bir kişi nereye doğru sürüklendiğinin farkında bile değildir. Ta ki, eline bir silah alıp silahlı eyleme başlayacağı güne kadar...
Görüldüğü üzere, örgütlenme ve militan kazanmada terör örgütleri tarafından planlı ve devamlı aksiyonlar şeklinde uygulanan psikolojik harekat faaliyetleri, insanın zihnini, kalbini ve ruhunu hedef almaktadır. Planlayıcısı, uygulayıcısı ve hedefi insan olan bu faaliyet türü oldukça karmaşık bir şekilde cereyan eder. Öyle ki, çoğu zaman hedef haline gelen bireyler kendi düşünce, duygu ve davranışlarında meydana gelen değişikliklerin farkına bile varamamaktadırlar.
2. Tutum Değişikliği
İnsan psikolojisinden istifadeyle grubun içine çekilen bireye gruptaki militanlarca örgüte ait kitap, gazete, dergi ve internet siteleri okutturulmaya başlanır. Çünkü, kitaplar, gazeteler, dergiler ve siteler beyin yıkamanın ve şartlandırmanın en etkili araçlarıdır.
Çağımızda yaygın olarak kullanılan dergi, gazete, kitap gibi basılı; radyo, sinema, TV. gibi görüntülü ve sesli iletişim araçları, insanlara aktardıkları bilgi ve neden oldukları davranış değişikliğiyle ortak amaçların, beklentilerin, değerlerin, inançların, duygu ve düşüncelerin oluşmasında önemli rol oynarlar.
Her yasadışı örgütün illegal ve legal nitelikli yayınları vardır. İllegal yayınlar tamamen yasadışı ve korsan olarak çıkarılırlar. Bir de yasalar uygun olarak çıkarılan kitap, dergi ve gazete satıcılarında aleni olarak satılabilen dergi ve kitaplar vardır ki insanlar içeriğindeki tehlikeyi sezemeden etkisinde kalırlar.
Grupta örgüte kazandırılmak istenen bireyin tutum ve davranışlarının değişimine kitap, gazete ve dergiyle başlanmasının nedeni tutumların oluşumundaki üç öğedir. Bunlar düşünce, duygu ve davranıştır.
Bilindiği gibi tutum; “Bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik obje ile ilgili düşünce, duygu ve davranışlarını düzenli bir biçimde oluşturan bir eğilimdir.”
“Diğer bir ifadeyle tutum, davranışla anlatılan ve içten gelen bir duygudur.” Tutumlara bu yüzden insan davranışlarının görünmez dünyası da diyebiliriz.
İşte kitaplar, gazeteler ve dergilerle yapılmak istenen, tutumların oluşumunda birinci süreç olan düşünce boyutunun beslenmesidir. Bu boyut beslenirken grupta özellikle gruba yeni katılmış bireyin okuduklarını hazmetmesi için sözde tartışmalar ve münazaralar yapılır. Aslında bu münazara ve tartışmalar genellikle güdümlü sorular ve bunlara verilen cevaplardan oluşur. Bu arada bireye okuduklarına dair görüşleri sorulur. Grup halinde örgütün planlı ve programlı olarak hazırladığı seminer ve toplantılara gidilir. Bitirilen her yeni kitabın ve derginin yerini ise başka bir kitap ve dergi alır.
Bu arada, bireyden sadece örgüte ait yayınlar ile örgütün amaçlarına uygun olarak çıkarılan kitap, gazete ve dergileri okuması istenir ve doğruların sadece örgütün yayınlarında yer aldığı empoze edilir. Bunun amacı bireye bir at gözlüğü kazandırabilmektir.
Düşünce boyutuyla birlikte aynı zamanda duygu boyutu da beslenmeye başlanır. Bunun için de örgüt tarafından hazırlanmış sloganlar ve müzikler kullanılır. Bilindiği üzere insan düşündüğü gibi duygulanan bir varlıktır.
Yasadışı örgütlerin, kendilerince oluşturulan veya desteklenen müzik ve dinleti grupları, kendilerine has sloganları ve kalıplaşmış söylemleri vardır.
Düşünce ve duygu boyutu her geçen günle birlikte beslenen bir bireye davranış boyutu olan silahlı eylemlere hazırlık teşkil etmesi için, içine çekildiği grupla beraber bildiri dağıtma, afiş asma, mitinge katılma gibi faaliyetlerde görev verilir. Hatta, örgütü sahiplenmesi açısından militan adayına örgüt içerisinde küçük küçük sorumluluklar verilir. Grup sorumluluğu, sınıf sorumluluğu gibi...
Grup psikolojisinin etkisiyle örgüte kazanılmak istenen birey, yapılan işlerin yanlış olduğunu düşünse bile artık itiraz edemez. Baş tarafta grubun, ortak değer yargılarının, yazılmamış yasalarının, ortak tavır, tutum ve davranışlarının olduğu belirtilmişti. İşte bu süreç tüm gücüyle bireyin üzerinde ağırlığını hissettirmeye başlamıştır.
Çünkü terör örgütleri, bir kimseyi savaşmaya ve ölmeye hazır hale getirebilmek için o kimsenin kişiliğini bedeninden ayırmaktadırlar. Diğer bir ifadeyle onun kendi gerçek kişiliğine sahip olmasını önlemektedirler.
Ve davranış boyutu...
Düşünce ve duygu boyutu örgütün yaşam felsefesi doğrultusunda beslenmiş bir birey, artık silahlı eylemlere katılmayı kendi ister hale gelmiş olur. Bu arzuyu fark eden örgüt ilk başlarda yeni kazandığı militanına görev vermeye pek istekli görünmez. Tabii ki, bu yeni kazandığı militanına bir taktik davranıştan başka bir şey değildir. Örgütün böylesi bir tutum sergilemesi yeni kazanılan militanı davasına daha da motive eder.
Ve silahlı eylemlere başlar...
Evet, davranışlarımızın itici gücü düşüncelerimizdir. Düşüncelerimizin besin kaynağı ise kitaplar, gazeteler, dergiler vs. Bu yüzden kitapların, dergilerin ve gazetelerin insan zihninde, kalbinde ve ruhunda bıraktığı izleri silmeye yeryüzünde hiçbir çare, çözüm olamaz.
3. Algılama
Terör örgütleri, kazandığı militanlarının beyinlerini ve ruhlarını, örgütün amaçlarına şartlandırma faaliyetlerini, bu kadarla da bırakmamaktadır. Ayrıca, yeni kazandığı militanlarının algılama dünyalarına da nüfuz ederek, örgütün idealleri ve amaçlarından başka herhangi bir şey düşünmelerini önlerler.
Sol örgütlerin örgüt içinde militanları için yayınladıkları yayınlarda, “devrimcinin şahsi hayatı olmaz” sözünden bunu çok iyi anlıyoruz.
Bu arada kısaca tanımlayacak olursak algı; “duyu organlarından beynimize ulaşan verilerin örgütlenmesi, yorumlanması, anlamlandırılması sürecine verilen addır. Duyu organlarımıza ulaşan veriler, algılama olmaksızın tek başlarına fazlaca bir değer taşımazlar. Duyusal verilerin algılanması, yani anlamlandırılması gereklidir. Bize ulaşan duyumlara ne tür tepkilerde bulunacağımızı ancak algılama sonucunda kararlaştırabiliriz.”
Tanımdan da anlaşılacağı üzere, her şey nasıl algıladığımızda başlıyor ve nasıl algıladığımızda devam ediyor. Bu konu toplumsal hayatta yaşayan insanlar için ne ise terör örgütlerinin bünyelerinde bulundurduğu teröristler açısından da aynıdır.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi terör örgütleri, militanlarını önce ideolojik yönden düşünce boyutunda yetiştirirler. Bunun nedeni de, “algılama”nın olabilmesi için bir insanın önce düşünmeyi öğrenmesi gerekmektedir. Bir insan, ancak düşünce sistemi geliştikten sonra duyu organları aracılığıyla gelen uyarıcıları örgütleyip, anlamlandırabilir. Yani algılayabilir.
Bir insanın “Algılama Dünyası”nı psikolojik süreçler vasıtasıyla eline geçiren terör örgütleri o insanı bir robot haline getirip istedikleri her şeyi çok rahatlıkla yaptırabilmektedirler.
Bir örgüt militanının bu evrelerden geçtikten sonra kendi duyu organlarıyla algılayabilmesi ve kendi beyniyle düşünebilmesine imkan yoktur. Çünkü beyin yıkama ve şartlandırma süreci profesyonelce gerçekleştirilmiştir.
Yoksa bir militanın kundaktaki bebekleri gözünü dahi kırpmadan öldürebilmesi nasıl izah edilebilir ?
4.Militan Kimliği ve Kişiliği Kazandırma
Terör örgütlerinin, bir gencin psikolojik yönden beynini yıkayarak ideolojileri çerçevesinde şartlandırmalarının en önemli nedeni “kesin inanç” adamı haline getirmektir. Nitekim, bir gencin örgüte gelene kadar ailesinden ve çevresinden aldığı kimlik ve kişilik silinerek yerine yeni bir kimlik ve kişilik kazandırılmaktadır. Biz buna militan kimliği ve kişiliği diyoruz. Bir terör örgütünün militanlarını bu süreçten geçirmesindeki amaç ise, işleteceği cinayetlerin meşruiyet dayanağını o kişinin iç dünyasına yerleştirebilmektir. Bundan sonra, bir militan işlediği cinayetlerden dolayı vicdani herhangi bir sıkıntı çekmemektedir.
SONUÇ
Ülkemizde faaliyet yürüten terör örgütleri öğrenci kesimi, işçi kesimi, kamu kesimi ve vatandaşlarımız içinde kurdukları sistemle kaybettikleri her militanının yerini yeni bir militanla besleyerek ayakta kalmaya çalışmaktadırlar.
Tıpta, bir insana hasta olmamanın yol ve yöntemlerini öğretmek amacıyla kurulmuş koruyucu hekimlik vardır.
Bu noktada, terörle mücadelede de bize düşen görev, koruyucu hekimlikte olduğu gibi gençliğimize sahip çıkarak terörizm hastalığına yakalanmamanın yol ve yöntemlerini öğretmek olmalıdır.
Ancak, gençliği terör örgütlerinin tuzaklarına karşı korumak sadece güvenlik güçlerimizin vazifesi değil, ana babalardan, öğretmenlere, ilgili tüm kurumların kısaca herkesin görevidir.
Muhteşem tarihi geçmişi, tüm dünyayı kıskandıran jeopolitik konumu, genç nüfus potansiyeli, zengin yer altı ve yer üstü kaynakları ile bulunduğu coğrafyada güçlü bir ülke olan Türkiye’nin, 21. yüzyıla girerken devletler arası platformda söz sahibi olabilmesi iyi eğitilmiş, idealleri olan gençliğe bağlı olduğu gözden uzak tutulmamalı ve herkes üzerine düşeni yapmalıdır.
GENÇLERİMİZİ KORUYALIM
Çeşitli ülke ve toplumlarca kendi milli hedef ve menfaatlerine ulaşma aracı olarak kullanılan propaganda faaliyetleri, ülkemiz ve özellikle gençlerimiz için büyük bir tehdit oluşturmaktadır.
Gerçekten de ülkemizin geleceğini emanet edeceğimiz gençlerimiz, çoğu zaman çeşitli tehdit odakları tarafından arzu edilmeyen davranışlara itilmektedirler. Cesaretin çekingenliğe, macera isteğinin rahata, duyguların mantığa üstün geldiğini, araştırma, öğrenme ve dinamizm çağındaki bu dönemde gençlerde en etkin duygu otoriteden kurtulma duygusudur. Gençlerimizin bu kritik döneminden yararlanmak isteyenler bütün planlarını gençlerimizin bu özellikleri üzerine bina etmektedirler. Çeşitli kitle iletişim araçları ile gençlik kesimine ulaştırılan haber, bilgi, tema ve sloganlar yardımı ile gençlerin daha önce kazanmış olduğu değerler tahrip edilerek zihinleri karıştırılmaya çalışılmaktadır.
Ülkemiz, 40 yıldır iç ve dış düşmanların destekleyip organize ettiği yıkıcı faaliyetlerden oluşan tehdit ve bu tehdidin doğurduğu terör olayları ile karşı karşıyadır. 1968'den 80'li yıllara kadar sağ-sol, 1980'den sonra ise Türk-Kürt ve en son olarak da laik-antilaik, Alevi-Sünni şeklinde bölünerek insanlarımız birbirine kırdırılmak istenmektedir. Her şeyden öte, bütün bu olaylar ülkemizin siyasi, ekonomik ve kültürel yönden rotasını düzelttiği, işlerin iyi gittiği dönemlerde -sanki önünü kesmek istermişçesine- çıkarıldığı izlenimi uyanmaktadır.
Soğuk savaş dönemlerinde uygulanan yol ve yöntemlerin amacı, o ülkeyi siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik, psikolojik ve askeri yönden zaafa uğratarak yıpratmaktır.
Bu doğrultuda, ülkemize ve toplumumuza yönelik hasım devletlerce yürütülen planlı, devamlı, çok yönlü ve çok merkezli bu propaganda faaliyetleri hakkında bütün vatandaşlarımızın, özellikle üniversite ve yüksekokul seviyesine erişmiş veya çalışma hayatına atılmış gençliğin “bilgilendirilmesi” gerekmektedir. Zira, konu hakkında yetersiz bilgiler ve toplumun bilgisiz olması ülkemize yönelen tehdidi daha da etkili bir duruma getirmektedir.
Geçmişten bugüne, ülkemizdeki terör örgütleri faaliyetlerini, silahlı yöntemlerin yanında psikolojik yöntemlerle de sürdürmektedirler. Buna paralel olarak, ülkemizde faaliyet yürüten terör örgütlerinin örgütlenme ve eleman kazanma aşamaları bir yayınevinin etrafında bir araya gelen insanların yazdığı kitaplar ile çıkardıkları gazete ve dergilerle başlamakta ve devam etmektedir. Bir örgütün faaliyet yürüttüğü toplumun içerisinde taban bulabilmesi ve eleman kazanabilmesi için ideolojik olarak kabul görmesi gerekmektedir. Bilindiği gibi “davranışların görünmez dünyası düşüncelerdir”. Bu bakımdan, bir insana arzulanan istikamette davranışta bulundurmak için önce düşünce dünyasında gerekli değişikliğin yapılması gerekmektedir.
“Düşünce ek, eylem biç” sözünden hareketle, ülkemizde faaliyet yürüten terör örgütleri, zehirli terörizm aşısını önce zihinlere yapmaktadırlar. Zihinlerde yapılan tahribatlar, zamanla insanların ruh dünyalarına nüfuz ederek eylem haline dönüşmektedir. Bunu,“Kalem fikir vermezse, kılıç kesmez” sözü çok güzel ifade etmektedir.
Bu çerçevede, terör örgütleri tarafından yürütülen psikolojik harekat faaliyetleri, örgütlenme ve militan kazanmak için müracaat edilen tek ve eşsiz bir mücadele yöntemidir.
Bilindiği gibi, bütün terör örgütlerini ayakta tutan bazı unsurlar vardır. Bunlar; ideoloji, iç ve dış destek, para ve elemandır. Bir terör örgütünü ayakta tutan en önemli kaynak insandır. Bir insanı örgüte bağlayan öğe ise, ideolojidir. Bir terör örgütünün istediği kadar parası olabilir, yurtiçi ve yurtdışından istediği kadar maddi ve manevi destekçileri olabilir. Fakat, insan kaynağı olmadığı sürece, o örgütün ayakta kalabilmesi mümkün değildir.
İşte, örgütlerin bu ihtiyacını karşılama zorunluluğu göz önünde bulundurularak gençliğimizi yıkıcı, bölücü ve irticai örgütlerin tehdidinden koruyabilmek için anne ve babalardan, okullarımıza, medyaya ve polise kadar herkese büyük görevler düşmektedir.
a.Anne ve Babalara Düşen Görevler
Gençlik bir insanın yaşamındaki en kritik dönemlerden biridir. Çocukluktan ergenliğe adım atan gençlerde ilk değişiklikler önce fizyonomilerinde başlamaktadır. Fizyonomideki bu ani değişiklikler, ellerin, ayakların büyümesi, burnun ve çenenin büyümesi, vücuttaki kıllanma, sesteki değişiklikler vs. genci tedirgin etmeye başlar.
Fizyonomideki bu ani değişim bir gencin görünümünü ilk zamanlarda olumsuz yönde etkilemektedir. Zira, fizyonomide orantısız bir görünüm söz konusudur. Bunun nedeni ise organların gelişimlerini farklı zamanlarda tamamlamalarıdır.
Ergenlik dönemi ile gençliğe ilk adımını atan bir bireyin fizyonomisindeki bu orantısız ve karmaşık görüntü psikolojisinde de görülmektedir.
Gençlerin aşırı alıngan davranmaları, başkalarına acımasızca eleştirilerde bulundukları halde, hiç eleştiriye gelememeleri, coşkulu ve hayalci olmaları, otoriteden devlete varana kadar her şeyi eleştirme eğilimi taşımaları vs. buna en iyi örneklerdir.
Aslında gençler bu davranışlarıyla ana babadan otorite figürünü temsil eden öğretmen ve devlete kadar herkese bir mesaj vermektedirler. Nedir bu mesaj? Shakesper, “Dünya bir sahne, insanlarda bu sahnede birer oyunculardır” demiştir. İşte gençler, anne babaya ve otorite figürünü temsil edenlere, dünya bir sahne ise ve bu sahnede bana düşen bir rol var ise şayet, benim bu rolümü en iyi şekilde oynayabilmem için kendime ait bir benlik, kendime ait bir kimlik ve kişiliğimin olması gerekir diyorlar. Anne babalar da; hayır, siz bizim istediğimiz tarzda kimliğe, kişiliğe ve benliğe sahip bir çocuk olacaksınız diyorlar. Bu noktada anne babalarla gençler arasında iletişim kopukluklarına neden olabilecek çatışmalar çıkıyor.
Yapılan araştırmalarda gençlerin anne babalardan en büyük şikayeti adam yerine, yetişkin yerine konmamak, anlayışsızlık, güvensizlik ve sürekli çocuk yerine konmak olduğu görülmüştür.
Bu nedenle; bir genç, aile ortamında adam yerine konmadığı, yetişkin yerine konmadığı için kendine değer veren, adam yerine, yetişkin yerine koyan ortamları aramaya başlıyor. Satanist gruplar ve terör örgütleri de maalesef tam bu kavşakta gençlerimizin karşısına çıkıyor ve onu kazanana kadar ileride bedelini fazlasıyla almak üzere sözde sevgiyi, saygıyı ve değeri gençlerimizin arzuladığı bir şekilde veriyorlar.
Bu aşamada yıkıcı, bölücü, irticai ve zararlı örgütler, bir gencin zihnini, kalbini ve ruhunu avuçlarını içerisine aldığı zaman o genç örgüt dışına çıkmak istese de, çıkması mümkün değildir.
Aslında gençlerin büyüklerden beklediği sınırsız bir özgürlük ve tek başına buyruk olmak değildir.
Onlar;
·Toplumda kendilerine yer edinmek,
·Kendilerini ispat etmek için bağımsız olmak,
·Güvenilmek ve adam yerine konmak isterler.
Onların sabırsızlığı gençlik çağının belirsizliğinden bir an önce kurtulma çabasından kaynaklanmaktadır.
Anne ve babalara tavsiyemiz, gençlik çağındaki çocuklarınızı gereksiz yere yargılamadan, eleştirmeden adam yerine, yetişkin yerine koymaları ve onlara bu kritik dönemde herkesten daha çok yardımcı olmalarıdır.
Terör örgütlerine ve aşırı akımlara katılan, uyuşturucu kullanan gençleri yakından analiz ettiğimizde, genelde ailevi problemlerinin olduğunu, en azından ailelerinin kendilerine karşı çok ilgisiz olduğunu görmekteyiz.
Van İli Çatak İlçesi, Sırmalı Köyü Dokuzdam Mezrası’nda 13 Eylül 1997 tarihinde, güvenlik güçleriyle girdiği silahlı çatışmada, ölü olarak ele geçirilen “Agit” kod isimli PKK terör örgütü mensubunun üzerinden çıkan şiir, anne ve babalara önemli mesajlar vermektedir.
Pişman etme aman doğduğum güne,
Mutlu olmak hakkım olsa bile
Bir zalim düşürdü beni bu hale
Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.
İster miydim soğuklarda, dağda yatmayı
Anaların yüreğine ateş yakmayı
Veren kahrolsun elime silahı
Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.
Bir zalim, başından vururum diyor
Dönenin sonu ölümdür diyor
Ne kadar pişman olursan ol diyor
Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.
Dost sandıklarım pusuda yatıyor
Kaçmaya kalksam namluyu dikiyor
Her gece bir zalim nöbet tutuyor
Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.
Her gün biraz daha azalıyorlar
Çoğu pişman olmuş, diyemiyorlar
Ölüm soğuktur anam kaçamıyorlar
Pişmanım anam, inan bırakmıyorlar.
b. Öğretmenlere Düşen Görevler
Gençler için okul, öğrenim görülen, arkadaşlıklar ve yeni ilişkiler kurulan toplumsal bir ortamdır. Orta öğrenimden itibaren, gençlerle öğretmenler arasında etkin bir iletişim doğmaktadır. Gençlerin tutum ve davranışları, özgürlük girişimleri öğretmen-öğrenci ilişkisine değişik bir boyut kazandırmaktadır. Bu dönemde, genç, kendisini ayrı bir varlık olarak görmek ve göstermek çabasındadır. O artık kendi başına kişiliği olan biri olarak tanınmak ister ve ailesinden dolayı değil, kendi yetenekleriyle, başarısıyla ve kişilik özellikleriyle beğenilmek ve kabul görmeyi arzu eder. Bu bakımdan okul ortamı, etkilendiği ve başkalarını etkileyebildiği bir toplumsal ortamdır. Hayranlık duyduğu bir öğretmen bu geçiş döneminde ona dayanak olur. Anne ve babasıyla kopardığı iletişimi okulda sürdürebilir. Kendine yeni özdeşim örnekleri yaratır. Öğretmen de gence değer veriyorsa genç mutludur, onun kişiliğinden kendi benliğine olumlu özellikler katmaya çalışır.
Eğer, öğretmen okulda aşırı disiplin ve baskı uyguluyorsa, gençlerin ergenlik döneminden kaynaklanan problemlerine yardımcı olmak yerine, anlayışsız davranıyorsa, bir genç ailesinden ve okulundan bulamadığı sevgi ve saygı dolu hoşgörülü ortamı başka yerlerde aramaya teşebbüs eder.
PKK terör örgütü içerisinde 3,5 yıl silahlı eylem ve faaliyetlerde bulunduktan sonra örgütün iç yüzünü tüm çıplaklığıyla görüp, güvenlik güçlerine teslim olan Sami DEMİRKIRAN, gazeteci Arslan TEKİN ile yaptığı röportajda, örgüte okulda öğretmeninden yediği bir tokat nedeniyle katıldığını söylemiştir.
Aşağıda yer alan bir öğretmenin öğrencileriyle kurmuş olduğu olumlu iletişim, olumsuz sonuçları bakın nasıl engellemektedir.
"Öğretmen bu lisede göreve yeni başlamıştı. Bir gün üçüncü ya da dördüncü defa girdiği sınıflardan birinde burnuna yoğun bir alkol kokusu geldi. Sınıf, öğretmenin bu kokuyu alacağını düşündüğünden tetikte bekliyordu. Gözlerini öğrencilerin üzerinde dolaştıran öğretmen, arka sıralara doğru yürümeye başladı. Duvar dibinde oturan bir öğrenci her hali ile “Koku benden geliyor” diyordu. Öğretmen öğrencinin başına dikildi. Delikanlı, olabileceklerin endişesi içinde “İstersen bu konuya hiç girme” gibilerinden uyarıcı bir bakışla öğretmene baktı. Bütün sınıf dönmüş kendilerini izliyordu. Öğretmen samimi bir merakın dışına taşmamaya özen göstererek sordu:
-Bu kokuyu nereden kaptın?
Bu esprili soru delikanlıyı rahatlattı. Yine de tedirginliği tam olarak geçmemişti. Bu, o anda pek mümkün de değildi. Fakat yine de kendisinde, bir elini yüzüne siper yapıp cevap verme cesaretini buldu.
-Ben, dedi. Geceleri, babamın çalıştırdığı bir meyhanede barmenlik yapıyorum... Bazen ben de içki içiyorum... Dün akşam öyle oldu...
Sonra öğretmenin tepkisini anlamak ve karşı tepkiye hazırlanmak için elini yüzünden çekip dik bakışlarla öğretmenine baktı...
Öğretmen hafif bir gülümsemenin eşlik ettiği bir kararlılık ve ciddiyet içindeydi. Konuyla bir öğretmenin alışılmış tavrı içinde ilgili olmadığını, kendisi için bir büyük meselenin ortaya çıkmadığını, sınıfa içkili geldiği için kendisini azarlamak gibi bir niyetinin olmadığını tek bir hareketle anlattı. Elini delikanlının omzuna koyup biraz sıktı. Bunda “çalışmana memnun oldum” gibilerden bir mesaj da yok değildi. Bütün bunlar olup biterken senaryo da çoktan hazırdı. Şöyle dedi öğretmen:
“-Geçenlerde ünlü bir barmenle yapılmış bir röportaj okudum. Adam ben ömrümde ağzıma içki koymadım diyordu. Bunun ne kadar zararlı bir şey olduğunu yıllardır izliyorum. Bu ifadeler çok ilgimi çekti. Müşterilerle beraber içki içen çok barmen vardır. Fakat içki içmeyen bir barmene ilk defa rastladım.
Bu adam bana çok güçlü bir kişiliğin sahibi gibi geldi. Ben aynı iradeyi sende de görüyorum. Sende de aynı güçlü karakter var. İçki içmeyen bir barmen olabilirsin...”
Öğretmen itirazına barmenlikten başlasaydı büyük ihtimalle değişen bir şey olmayacaktı. Çocuk öncelikle bu yönde bir itiraz beklediğinden karşı itiraz için hazırlığını yapmıştı bile. İşe “içki içmeyen barmen” imajının yüceltilmesiyle başlanması delikanlı üzerinde beklenen etkiyi yaptı. Kafasındaki “madem barmenim benim içki içmem normal” kabulü bir anda yıkıldı. Daha önemlisi ona “içki içmeyen barmen” tiplemesi daha cazip geldi. Zaten istenen buydu. Delikanlı düşüncesini bir anda değiştirerek “irade ve karakter” sahibi birisi sıfatıyla içki içmeyen bir barmen olmaya karar verdi. Üstelik artık daha çok ilgi görecekti. Diğer barmenlerden farklı olduğunu düşünmek ona heyecan vermişti.
Düşüncedeki “operasyon” başarılı oldu.
Çocuk, zihninde kendisi için çok ilgi çekici bir resim yaptı ve bu resme uymak için gerekli adımları attı. Kendisi ile ilgili eski resmin yırtılıp atılması için birkaç saniye yetti.
O şimdi ne içki içiyor, ne de barmenlik yapıyor.
Öğretmen, delikanlının zihnindeki resimleri değiştirmek için fazla zorlanmadı."
c. Medyaya Düşen Görevler
Kitle iletişim araçlarının (Medya) işlevleri içerisinde, haber verme en temel işlev olarak bilinmektedir. Nitekim; haber, kitle iletişim araçlarının ortaya çıkması ve toplumun vazgeçilmez unsurları arasına girmesinin en belirleyici özelliğidir. Haberin değişik tanımları yapılmıştır. Ancak, “insanları ilgilendirecek, zamanlı olan bir düşüncenin, olayın veya sorunun özeti” şeklindeki tanım en bilinenidir.
Medya, toplumu bilgilendirmek üzere verdiği haberler konusunda yansız ve objektif olmalı, haberleri kendinden bir şey ilave etmeden vermeye dikkat etmeli haber ve yorum/değerlendirme kavramlarını birbirine karıştırmamalıdır.
Medya, özellikle gençliğimizi zararlı alışkanlıklara, ideolojilere, akımlara özendirici yayınlar asla yapmamalıdır.
Terör örgütleri medyada yer bulduğu ölçüde etkinlik kazanmakta, moral bulmakta, örgüt içi disiplini sağlayabilmekte ve sempatizanlarının örgüte bağımlılığını arttırmaktadır.
Medyada yer alan haber terör örgütlerinin propagandasını içermemeli ve detaylar verilerek gençlerimizi özendirici olmamalıdır.
TERÖR ÖRGÜTLERİNİN İÇ YÜZÜ
PKK/KONGRA-GEL TERÖR ÖRGÜTÜ
Terör örgütü 1984 yılında başlatmış olduğu şiddet eylemlerini 2000’li yıllara kadar aralıksız sürdürmüş, bunun sonucu otuz bine yakın insanımız hayatını kaybetmiş, yüz binlerce insanımız yaralanmış ve milyonları bulan insanımız ise göç etmek zorunda kalmıştır.2000’li yıllardan itibaren terör örgütü eylemlerine zaman zaman ara vererek eleman ve lojistik destek sağlama yoluna gitmiş, barış adı altında sözde ateşkes ilanı yapmış, ancak aradığı desteği bulamamıştır. Bu nedenle;
2006 yılında şiddet eylemlerinin kitlesel eylemlerle desteklenmesi amacıyla, örgütçe önem atfedilen, 21 Mart Nevruz, 08 Mart Dünya Kadınlar Günü, 01 Eylül Dünya Barış günü gibi ulusal ve uluslar arası kamuoyuna mal olmuş günlerde, özellikle 10–15 yaş arası çocuklar ve kadınlar ön saflara yerleştirilerek eylem ve etkinliklere ivme kazandırmak istemiş, ancak başta bölge halkı olmak üzere vatandaşlarımız tarafından terör örgütünün propagandalarına itibar edilmemesi üzerine örgüt hedeflediği katılım ve eylemliliği gerçekleştirememiştir.
Kitlesel eylemlerde yeterli desteği bulamayan örgüt bu defa, güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmalarda ölen terörist cenazelerinin defin işlemleri sırasında ve sonrasında güvenlik güçleriyle vatandaşlarımızı karşı karşıya getirerek sözde ortaya çıkacak olan olumsuz tablodan çeşitli örgütsel kazanımlar elde etme yoluna gitmiş ancak; istenilen kitle desteğini yine bulamamıştır
PKK/KONGRA-GEL terör örgütünce geçmişten günümüze kadar bir çok kez taktiksel girişimler çerçevesinde sözde ateşkes kararları alınarak dönemsel sorunların aşılmaya çalışıldığı bilinmektedir.
Terör örgütünün kadrolarında ve kendi idari yapısında günden güne kan kaybettiği, yapılan başarılı operasyonlarla faaliyetlerinin asgari seviyelere çekildiği, malzeme/eleman sıkıntısı içerisine girdiği, örgüt içerisindeki ayrılmaların daha da arttığı değerlendirilmekle birlikte, yeniden toparlanmak, kış üslenmesinde zayiat vermemek ve 2007 yılı eylem stratejisini yeniden belirlemek maksadıyla sözde tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Ancak ateşkes çağrıları sonrasında da daha önceki sözde ateşkes dönemlerinde olduğu gibi silahlı eylemlerini halen sürdürdüğü görülmektedir.
Sonuç olarak;
KONGRA-GEL (Kürdistan Halk Kongresi), PKK ve KADEK’in (Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) isim değiştirilmiş devamı niteliğinde ve Kürdistan Demokratik Konfedaralizmi ismini de kullanan silahlı bir terör örgütüdür.
TERÖR ÖRGÜTÜ PKK/KONGRA-GEL HAKKINDA BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?
KADEK(PKK) terör örgütü, 2003 yılının sonlarında yaptığı 2’nci kongresinde KONGRA-GEL (Kongreye Gele Kürdistan-Kürdistan Halk Kongresi) adını almıştır.
KONGRA-GEL; PKK’nın temelde ve fikirde eski çizgisini aynen koruyan, KADEK’den sonra ismi değişmiş halidir.
KONGRA-GEL; PKK’nın KADEK’den sonra terör örgütü imajından sıyrılmak için strateji gereği başvurduğu yapısal değişikliklerle oluşan yeni imajıdır.
KONGRA-GEL; Amacında, ideolojisinde herhangi bir değişiklik yapmadığı gibi silahlı gücünü özellikle K.Irak alanındaki örgüt kamplarında bir tehdit unsuru olarak barındırmaya, sayısını çoğaltmaya ve yönlendirmeye devam eden PKK ve KADEK’in yeni yüzüdür.
KONGRA-GEL; PKK ve KADEK’in kullanmış olduğu veya örgütü temsil eden amblem, rozet, flama vb. işaretlerini aynen kullanmaya devam eden halidir.
KONGRA-GEL; PKK terör örgütünü (20) yıla yakın yöneten, her türlü terör eylem ve faaliyetlerini kararlaştıran, örgüt mensuplarını terör eylemlerine kanalize edip talimat veren, örgütün amacına veya stratejisine karşı gelen mensuplarını cezalandıran sorumlularını, mevcut konumları ile çatısı altında barındıran bir yeni oluşumdur.
KONGRA-GEL; PKK’nın terörist yöntemleriyle gerçekleştiremediği hedefine, amacına sözde kültürel haklar, kimlik, insan hakları, demokratikleşme vb. kavramları kullanarak ulaşmaya çalışacağı KADEK’ten sonraki yeni yüzüdür.
KONGRA-GEL; PKK terör örgütü gibi KADEK’in de AB tarafından terörist örgütler listesine alınacağının önceden sezinlenmesidir.
KONGRA-GEL; Bazı kesimlerin algıladıkları/algılamak istedikleri gibi yasal bir parti, örgüt, kuruluş değil PKK ve KADEK gibi bir terör örgütüdür. Çünkü PKK’nın bir ürünüdür.
KONGRA-GEL; Saklanılamayan, gizlenilemeyen, rötuşlanarak maske takılmaya çalışılan PKK’nın varisi ve tek hamisi, KADEK’in devamı;
Yani, PKK’nın kendisidir.
Ayrıca;
*Örgüte katılarak aç, susuz, sefalet içerisinde faaliyet gösterirken sağlığı bozulan militanların tedavilerinin yaptırılmayarak ölüme terk edildiklerini veya intihar türü eylemlere gönderilerek ölüme zorlandıklarını,
*Örgüt içerisindeki bayan militanların erkeklerin zevk aracı olduğunu, erkek militanların da homoseksüel ilişkilere girdiklerini, örgütte kısa bir süre de olsa kalan genç kızların istemedikleri ilişkilere zorlandıklarını, direnenlerin de ajan, provokatör ve işbirlikçi iddiasıyla öldürüldüğünü,
*Kimi zaman günlerce bir lokma ekmekten yoksun kalan militanların katır, eşek, kaplumbağa, kurbağa vs. hayvanların etiyle beslenmeye çalıştıklarını,
*Örgüte katılanların ömrünün fazla olmadığını, (3-4) yıl yaşayanların sayısının çok az olduğunu, onun için, sorumluları hariç, örgüttekilerin yaş ortalamasının (18-20) yaş arasında bulunduğunu,
*Örgütten kaçmanın çok zor olduğunu, kaçıpta yakalananların örgüt tarafından çoğunlukla öldürüldüklerini, örgütten kaçıp kurtulma girişiminde bulunan veya örgüte uyum sağlayamayanların üzerinde naylon yakma, buz üzerinde bekletme, aç-susuz bekletme ve örgütten dışlama şeklinde cezalandırıldıklarını,
*Örgüt mensuplarının, örgüte destek veren köylerden bazılarına erzak temin etmek için gittiklerinde bazı ailelerin kızlarına ölüm ve korkutmayla tehdit ederek tecavüz ettiklerini,
*Avrupa’da terörist örgüt imajından kurtulmaya çalışan terör örgütünün; yurt içi ve yurt dışında terörist başının idamının engellenmesi adına idama hayır kampanyaları düzenlerken, diğer taraftan sadece örgütten ayrılmak istediklerini söyledikleri için veya terör örgütünün gerçek yüzünü görerek kaçma girişiminde bulunan ve başarısız olan örgüt mensupları hakkında sözde mahkemeler kurarak idam kararı verip uygulandığını ve bunları diğer örgüt mensuplarına ibret olsun diye videoya kaydederek seyrettirdiklerini,
*Yurtdışındaki ve yurt içerisindeki yandaşlarına kardeşlik, barış, sevgi ve hoşgörüden bahseden terör örgütünce, özellikle kendi kadrolarında duygusal ilişkiye giren ve evlenmek isteyenler hakkında ölüm emri verildiğini
biliyor muydunuz?
SOL TERÖR ÖRGÜTLERİ HAKKINDA BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
*Yaptıkları en ufak harcamalardan dahi militanlarından hesap soran örgütün üst düzey sorumlularının yurt dışında zevk-sefa içinde yaşadıklarını,
*Örgütün üst düzey elemanları arasında her türlü ilişkinin serbest olmasına rağmen alt düzey elemanlar arasında duygusal ilişkilerin büyük cezalara sebep olduğunu, itiraz dahi edemediklerini,
*Yaptıklarının boş olduğunu ve kendilerinin kullanıldığını anlayarak örgütten ayrılmaya karar veren örgüt mensuplarının işbirlikçi, hain ve şerefsiz olarak suçlandığını, öldürülme korkusuyla bu zor şartlara katlandığını,
*Gençleri sözde uyuşturucudan koruma propagandaları yapan DEV-SOL örgütünün, bizzat gelir temin etmek amacıyla 1980 yılı ilk baharında örgüt liderlerinden P. G., E. C. ve A. T. vasıtasıyla yurtdışına (4) kilo eroin sevkıyatı yaptığını,
*DEV-SOL örgütü üst düzey yöneticilerinden P. G.’nin, örgüte maddi destek sağlamak için uyuşturucu madde ticaretinden elde edilen örgüte ait 400.000 Frank’ı çaldığı gerekçesiyle terör örgütü lideri tarafından 11.07.1991 tarihinde Paris'te öldürtüldüğünü,
*DEV-SOL terör örgütü liderinin Fransa'daki cezaevinden tahliyesi sonrasında uyuşturucu trafiğinin hızlandığını, uyuşturucu trafiği ve mafya ilişkilerinin örgütün diğer kadrolarından gizlendiğini,
*DEV-SOL örgütüne yönelik 27.07.1993 tarihinde yapılan operasyonda yakalanan S.Ö.’in ikametinde 2065 gr. esrarın yakalandığını,
*DHKP/C’ye yönelik 12-25/10/1995 tarihlerinde İstanbul’da yapılan operasyonlarda yakalanan (6) şahısla birlikte 500 gr. esrarın ele geçirildiğini,
*DHKP/C’ye yönelik 18.04.1995 tarihinde İstanbul’da yapılan operasyonda R. T.’nin (10) kg. eroin ile yakalandığını, R. T. ve C. T.’in terör örgütü liderinin talimatları doğrultusunda yurtdışına uyuşturucu madde götürdüklerini, elde edilen para ile örgüte silah alındığını,
*DHKP/C terör örgütü içerisindeki faaliyetlerinden dolayı İstanbul Emniyet Müdürlüğünce 03.12.1997 tarihinde yakalanan S. Y.'nin ifadesine göre, örgütsel eyleme çıktıklarında ve örgüt adına para toplamaya giderken örgüt mensuplarının devamlı olarak uyuşturucu madde kullandıklarını,
*İstanbul Sabancı Center’da 09.01.1996 tarihinde Özdemir Sabancı ve iki kişiyi öldüren DHKP/C örgüt mensuplarından İ. A.'nın (5) ay süreyle saklandığı evde, ev sahibinin baldızına tecavüz ettiğini,
*28.05.1998 günü yakalanan DHKP/C örgüt mensubu Hilal (K) E. G.’in birlikte kaldığı hücre evinde içki alemi yapan örgüt mensuplarının kendisine tecavüz etmek istemeleri üzerine evden kaçtığını,
*Tokat kırsal alanında faaliyet yürüten TKP/ML terör örgütü mensuplarından (15) yaşındaki kız örgüt mensubuna aynı örgüt içerisinde tecavüz edildiğini,
*Sivas-Tokat kırsal alanında faaliyet gösteren DHKP/C terör örgütü mensubu S. G.’nin kırsal hayata dayanamayıp, şehre dönmek istemesi sonucu, örgüt tarafından öldürüldüğünü, örgüt yayını Kurtuluş gazetesinde “düşmanla çatışmanın şiddetli olduğu bir esnada, düşman saflarına geçmek istediği için öldürüldü” şeklinde yalan haber yazıldığını,
*1996 yılı sonu ve 1997 yılı başlarında, Sivas-Tokat kırsalında faaliyet gösteren (31) DHKP/C terör örgütü mensubundan (9)’unun örgütten firar ettiğini,
*Kışı Karadeniz kırsal alanında sığınakta geçiren örgüt mensuplarından Murat (K) M. Y.'nin ayaklarının donması üzerine sağ ayağının (4), sol ayağının ise (1) parmağının DHKP/C sözde grup komutanı Niyazi (K) S. Y. tarafından demir testeresi ile kesildiğini,
*Tunceli kırsal alanında faaliyet yürüten DHKP/C örgüt mensuplarından S. B.’nin örgütten ayrılmak istemesi üzerine hainlikle suçlanarak cezalandırılmak amacıyla çizmelerinin içine kar doldurulduğunu, ayaklarının soğuk suda bekletilerek dondurulduğunu ve tuvalet ihtiyacını gidermeme cezası verildiğini; bunun üzerine soğuktan donan ayak parmaklarının dışkı içerisinde uzun süre kalmasından dolayı çürüdüğünü, çürüyen parmaklarının da makasla kesildiğini,
*MLKP terör örgütü mensuplarının A. A. ve T. A. isimli örgüt mensubu arkadaşlarını, İstanbul yakınlarında ormanlık alanda iki gün süresince işkence ederek sorguladıklarını ve silahla öldürdüklerini,
*Tunceli kırsal alanında faaliyet yürüten TKP/ML-TİKKO terör örgütü mensubu (10) örgüt mensubunun, örgüt mensubu arkadaşları tarafından işkence yapılarak sorgulandığını, bazılarının işkenceye dayanamayarak öldüğünü, bazılarının da işkence sonrası silahla öldürüldüğünü,
*TPK/ML terör örgütü Merkez Komitesinin almış olduğu infaz kararı doğrultusunda, Tunceli ili Mazgirt ilçesi Aşağıoyumca Köyünde (8) yaşındaki S. K. isimli çocuğun örgüt mensupları tarafından öldürüldüğünü,
*1999 yılında TKP/ML-TİKKO’ya katılan Savaş kod isimli örgüt mensubunun örgüt içinde huzursuzluk çıkardığı gerekçesiyle ajanlıkla suçlandığını, örgüt mensupları tarafından (2) gün sorgulandığını ve (3) örgüt mensubu tarafından öldürüldüğünü,
biliyor muydunuz?
SAĞ TERÖR ÖRGÜTLERİ HAKKINDA BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ ?
*Düzce Hizbullahı terör örgütünün mali kaynak sağlamak için cinayet, hırsızlık, gasp ve soygun eylemlerini gerçekleştirdiğini, hatta örgüt mensuplarının 1995 yılı içerisinde çeşitli il ve ilçelerdeki camilerden halı ve kilim çaldıklarını,
*İBDA/C terör örgütünün, ideolojisiyle ters düşmesine rağmen, marksist-leninist ideolojiye sahip PKK ve DHKP/C gibi terör örgütlerini destekleyip; yayın organlarında bu örgütleri savunduğunu,
*İslami Hareket Örgütü mensuplarının İslam ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde her yolu kendilerine mübah sayan bir zihniyete sahip olduklarını, banka soygunları, otomobil ve eşya hızsızlıkları yaptıklarını,
*Anadolu merkez olmak üzere şer'i esasların hakim olacağı federal yapıda bir İslam Devleti kurmayı amaçlayan Hilafet Devleti örgütü lideri Muhammet Metin KAPLAN’ın zimmetine para geçirdiğini ve bu sebeple örgüt içerisinde sürtüşmeler yaşanarak bölünmelerin meydana geldiğini,
*Hizbullah Terör Örgütü liderinin zekat adı altında toplanan haraçlarla İstanbul’un lüks semtlerinin birinde 120.000 Dolara alınan villada oturduğunu, örgüt mensuplarının ise yoksulluk ve sıkıntı içerisinde ailelerinden uzakta yaşadığını,
*Ö.E isimli pavyonda çalışan bir bayanın Hizbullah Terör örgütü mensubu M.S.K ile evlendiğini, örgütün bu evliliği tasvip etmeyerek Ö.E.’yi M.S.K’nın kardeşi ve amca oğluna öldürttüğünü, daha sonra örgütün önce M.S.K.’yı sonra da Ö.E.’yi öldüren M.S.K.’nın kardeşi ve amca oğlunu kendi örgüt mensuplarına öldürttüğünü ve mezar evlere gömdüğünü,
*Hizbullah terör örgütü tarafından domuz bağıyla öldürülüp gömülen ve daha sonra yapılan kazı çalışmalarında çıkartılan (72) cesetten (14)’ünün kendi örgüt mensupları olduğunu,
biliyor muydunuz ?
TERÖRİST PROFİLLERİ
Yapılan bu araştırmalar, özellikle 14-25 yaş grubundaki lise ve üniversite çağındaki gençlerimizin, ülkemizde faaliyet yürüten terör örgütlerinin en büyük hedef kitlesi olduğunu göstermektedir.
İNTİHAR EYLEMLERİNDEKİ PSİKODİNAMİK GERÇEKLER
İnsan psikolojisinde intihar, kendine güvensizliğin, ruhsal çöküntünün, karşılaşılan problemlere çare üretememenin bir ifadesidir.
Diğer bir ifadeyle intihar, çaresiz kalan bir kişinin sorunlarından umutsuz bir kaçışı olarak yorumlanabilir. Sonuçta kişi olaylar karşısında eli kolu bağlı olduğunu anlayarak hiç bir çıkış yolu kalmadığından, umutsuzluk, karamsarlık ve çaresizlik içerisine düşmekte, gidişi değiştirecek güçten yoksun kaldığını görmektedir. Kendini ezilmiş, köşeye sıkıştırılmış hisseden bir kişi, duyduğu öfkeyi dışa boşaltamadığı için kendine yöneltmektedir. Kısacası, bir kişinin intihar etmesi hem kendini cezalandırma, hem de bu duruma düşmesine neden olanlardan bir öç alma davranışıdır.
Terör örgütlerinin intihar eylemlerine ihtiyaç duyar hale gelmeleri; örgütlerin gelişmesinin, yükselmesinin, güç olarak daha fazla büyümesinin ve öne sürdükleri ideolojik ve politik çizgide daha ileri atılım yapmalarının kesinlikle bir ifadesi değildir.
Denebilir ki, bu eylem yöntemi bir terör örgütü için başvurabileceği en son yöntemdir. Çünkü bu yöntem, karşılaşılan problemlere çözüm bulmanın mümkün olmadığı koşullarda ortaya çıkmaktadır.
Terör Örgütlerinin İntihar Eylemlerine Başvurma Nedenleri
Örgüt olarak;
·Küçülme kompleksine girmek,
·Faaliyet kanallarının tıkandığını hissetmek,
·Kitle desteğini kaybetme korkusuna kapılmak,
·Muhatap alınmamaktan doğan panik ve tedirginlik içine sürüklenmek,
·Tahrik olmak,
·Demoralize olup psikolojik bunalıma girmek,
·Kendi kadrolarını ve taraftarlarını psikolojik baskı altında bulundurmak,
·Madur görünüp kamuoyunun desteğini almak şeklinde belirlenmiştir.
Bu ana başlıklardan tamamı ya da birkaçı bir araya geldiğinde intihar yöntemi için gerekli zemin oluşmuş demektir.
Arkasında hangi güçler bulunursa bulunsun eğer bir terör örgütü bu eylem yöntemine başvuruyorsa, bu durum bize örgütün bir çıkmazın içine girdiğini göstermektedir.
Çünkü intihar eylemi, çaresizliğin bir eylemidir. Bu eylem bir insanın iç dünyasındaki bunalımlarını dışa vurduğu gibi bir örgütün iç yaşamındaki bunalımlarını da ortaya koymaktadır.
Terör örgütleri tarafından intihar eyleminde kullanılan teröristlerinde kişi olarak ruhsal bunalımda olan, psikolojik tedavi gören, örgüt içinde iken herşeyini kaybedip bitmiş olan ve bunalıma girenler arasından seçildiği, bazı intihar kobayı eylemcilerinde başka teröristlerce tehdit ve silah zoruyla eylem yerine kadar getirilip eyleme zorlandığı, eylemi kabul etmeyen örgüt mensuplarının da katledildikleri tespit edilmiştir.
TERÖR ÖRGÜTLERİNİ YASAKLAYAN ÜLKELER ve BİRLİKLER
A - DHKP/C TERÖR ÖRGÜTÜNÜ YASAKLAYAN ÜLKE ve BİRLİKLER
ALMANYA
26 Ocak 1998 tarihli kanun ile DHKP/C 'nin Alman Ceza Kanuna karşı geldiği, Almanya'nın iç güvenliğini tehdit ettiği ve kamu düzenini tehlikeye soktuğu için, DHKP/C ve DEV-SOL'un faaliyetlerinin yasaklandığı karara bağlanmıştır.
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ
ABD, 8 Ekim 1997 tarihinde Dışişleri Bakanlığı terör örgütleri listesine DHKP/C terör örgütünü almış; bu örgütlere yardım ve destek verilmesini ve örgüt üyelerinin ABD'ye girişlerini yasaklamıştır.
İNGİLTERE
İngiltere, 29 Mart 2001 tarihinde DHKP/C terör örgütünü terör örgütleri listesine almıştır.
AVRUPA BİRLİĞİ
Avrupa Birliği Konseyi tarafından hazırlanan ve 27 Aralık 2001 tarihinde Brüksel’de imzalanarak Avrupa Topluluğu Resmi Bülteni’nde yayınlanan “Terörizmle Mücadelede Özel Tedbirlerin Uygulanışına Dair Konseyin Ortak Görüşü” başlıklı metnin terör örgütleri listesi içerisine 02 Mayıs 2002 tarihi itibariyle DHKP/C terör örgütü de dahil edilmiştir.
Konseyde alınmış olan kararları gereği; Terör örgütü listesinde yer alan DHKP/C’nin fonları ve mali varlıklarının veya ekonomik kaynaklarının dondurulmasını (Madde 2),
Avrupa Topluluğu, fonların, mali varlıklarının veya ekonomik kaynaklarının veya mali veya diğer ilgili hizmetlerinin, doğrudan veya dolaylı olarak DHKP/C terör örgütünün kullanımına sunulmamasını (Madde 3),
Avrupa Birliğine Üye Devletler, terör eylemlerinin önlenmesi ve mücadelede birbirlerine mümkün olan en kapsamlı yardımı sağlayacağı, bu bağlamda talep üzerine Avrupa Birliği Anlaşması ile Üye Devletler ile bağlayıcı olan diğer uluslar arası anlaşmalar, düzenlemeler ve sözleşmeler doğrultusunda DHKP/C örgütü hakkında yetkililerce soruşturma ve işlemlerin yapılacağını (Madde 4) taahhüt altına almaktadır.
B - PKK/KONGRA-GEL TERÖR ÖRGÜTÜNÜ YASAKLAYAN ÜLKE ve BİRLİKLER
AVRUPA BİRLİĞİ:
PKK : 02.05.2002’de yasaklamıştır.
KADEK-KONGRA/GEL : 05.04.2004’de yasaklamıştır.
AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ TERÖRİS ÖRGÜTLER LİSTESİ UYARINCA PKK-KADEK, KONGRA-GEL'İ TERÖRİST ÖRGÜT OLARAK KABUL EDEN ÜLKELER;
BELÇİKA, ÇEK CUMHURİYETİ, DANİMARKA, ESTONYA, İRLANDA, İSPANYA, İSVEÇ, FİNLANDİYA, HOLLANDA, LİTVANYA, LUKSEMBURG, MACARİSTAN, POLONYA, SLOVAKYA ,SLOVENYA ve YUNANİSTAN.
AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİNDEN FARKLI BİR TARİHTE PKK, KADEK, KONGRA -GEL'İ TERÖRİST ÖRGÜT OLARAK KABUL EDEN ÜLKELER;
ALMANYA
PKK : 26.11.1993 yasaklamıştır.
KADEK :03.03.2003
KONGRA-GEL : Frankfurt Emniyet Ateşeliğinin 07.12.2005 tarih ve Bşk-1/2206 sayılı yazısında isim değişikliğine rağmen bu yasak KONGRA-GEL’i de kapsamıştır.
AVUSTURYA
PKK : Avusturya Yüksek Mahkemesi 18 Ekim 1995 tarihli kararı ile PKK ve yan kuruluşlarını illegal örgüt olduklarını kabul ederek yasaklamıştır.
FRANSA
PKK : 30 Kasım 1993 yılında PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmiştir.
İNGİLTERE
PKK : 29 Mart 2001 tarihinde PKK’yı terör örgütleri listesine almıştır.
HOLLANDA
KONGRA/GEL : 07.11.2004 terör örgütleri listesine almıştır.
DİĞER ÜLKELER;
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ
PKK :1997 Tarihinde yasaklamıştır
KADEK :09.12.2002 Tarihinde yasaklamıştır
KONGRA/GEL :13.01.2004 Tarihinde yasaklamıştır
AVUSTRALYA
PKK :21.12.2001 tarihinde terör örgütleri listesine almıştır.
KONGRA-GEL : 4 Mayıs 2004 tarihinde terör örgütleri listesine almıştır.
FİLİPİNLER
KONGRA-GEL :8 HAZİRAN 2004 tarihinde terör örgütleri listesine almıştır.
KAZAKİSTAN
PKK :15.10.2004
KADEK :15.10.2004
KONGRA/GEL :15.10.2004
Tarihlerinde her üç isim altında Yüksek Mahkeme tarafından terörist örgütler listesine alınmışlardır.
KANADA
PKK :11.12.2002 tarihinde terör örgütleri listesine almıştır.
KADEK :11.12.2002 tarihinde terör örgütleri listesine almıştır.
KONGRA/GEL :17.05.2004 tarihinde terör örgütleri listesine almıştır.
MOLDOVA
BM tarafından yayınlanan Terörist Örgütler Listesini aynen kabul etmekte, ayrı bir listesi bulunmamaktadır.
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ KONGRA/GEL : Nisan 2005 Bakanlar Kurulu tarafından alınan bir karar ile yasadışı terör örgütü olarak kabul etmekte ve faaliyetlerine müsaade etmemektedir.
AZERBAYCAN
Resmi olarak bir terörist örgütler listesi bulunmamakla birlikte uygulamada PKK/KONGRA-GEL’i terör örgütü olarak kabul etmekte ve faaliyetlerine müsaade etmemektedir.
İRAN
Resmi olarak bir terörist örgütler listesi bulunmamakla birlikte 27-29 TEMMUZ 2004 tarihlerinde Sayın Başbakanımızın bu ülkeyi ziyareti sırasında PKK/KONGRA-GEL terör örgütü ve KONGRA-GEL’i terör örgütü olarak ilan etmiştir.
IRAK
ARALIK 2003’te KONGRA-GEL’i yasaklamıştır.
SURİYE
Resmi olarak bir terörist örgütler listesi bulunmamakla birlikte Adana Mutabakatı sonrasında PKK/KONGRA-GEL’i terör örgütü olarak kabul etmektedir.
BULGARİSTAN
Bulgaristan Bakanlar Kurulu terörizmin finansmanının engellenmesine yönelik tedbirler çerçevesinde 2003 NİSAN ayında aralarında PKK terör örgütünün de bulunduğu Terörist Örgütler Listesini onaylamıştır.
C- İBDA/C TERÖR ÖRGÜTÜNÜ YASAKLAYAN ÜLKE ve BİRLİKLER
AVRUPA BİRLİĞİ Avrupa Birliği Konseyi tarafından hazırlanan 02 Nisan 2004 tarihinde yapılan toplantıda İBDA/C terör örgütü olarak ilan edilmiştir.
|
|
|
|
 |
|
 |
MERGOPDER - TERÖRLE MÜCADELE BİLGİLERİ VE GÖRÜNTÜLER |